Öldürücü 7 Gün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öldürücü 7 Gün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Öldürücü 7 Gün #18 Karantina Günleri


Facebook kullanmayışım bazen ayağıma dolanabiliyor ki bu da o zamanlardan biri. Google blog yazarlarına aşırı faydası olan Google plus uygulamasını kapattığı süreç içinde zaten buralarda değildim. Yani okunmalarımın dibi göreceği konuşunda en ufak bir fikrim yoktu. Dönemeye karar verdiğim beri kara kara bakıyorum okunma sayılarına. Aklımda birkaç çözüm var aslında ama biraz daha zamanın geçmesini bekleyeceğim.


Adana’dan Ankara’ya gelmek benim için bir travma. Çünkü yaşadığım bazı olayların doğurduğu bir sonuç olarak buraya geldiğimde sanki Adana’ya –ait olduğum şehre- geri dönemeyecekmişim gibi, sanki Ankara beni bütün griliği ve kasvetiyle yutacakmış gibi geliyor her seferinde. Böyle bir olağanüstü durum yüzünden oradan ayrılmak ve bu olağanüstü durumumuzun bitmemesi her seferinde panik atak krizi geçirmeme sebebiyet veriyor.

En zor, en kötü hissettiğim günlerimde buradaydım. Asla geçmeyecek dediğim olaylar geçti. Hiçbir fırtına sonsuza kadar sürmüyor nasılsa. Hepimizin ortak korkusu sevdiklerimize bu fırtınanın zarar vermesi.

Bir söz vardı, aradım fakat bulamadım. Olaylar hiçbir zaman insanların düşündüğü kadar kötü sonuçlanmaz diye. Geçmişime dönüp bakınca –en azından kendim için- gerçekten ne kadar doğru olduğunu fark ediyorum. Işığımı, odağımı kaybettiğim her rüzgarın beni farklı yere savurduğu zamanlarım oldu. Fakat eninde sonunda kuzey yıldızını bulup tekrar yoluma devam ettim.


Karantinada gözlemlediğim iki insan tipi var. Birincisi zaten hayatı boyunca karantina içinde yaşamış insanlar. İkincileri de sosyalleşmezse mutlaka yalnızlıktan ve sıkıntıdan ölecek  insanlar. Bir de bunların kesişim kümesi var.

Eğer ki Adana’da hayatıma devam ediyor olsaydım psikolojimin karantinadan daha fazla olumsuz yönde etkilenebileceğini düşünüyorum. Gerçi pozitif bir yönünün olması beklenemez ama neyse. Ankara’da ise durum daha karışık. Buradaki sosyal çevrem biraz daha az ve genelde ailemin ziyaretlerinden fazla öteye gitmediği için şu anki rutinim  ile normalde devam ettirdiğim rutinim arasında çok fazla  bir fark yok.  

Kardeşlerimle başa çıkmak zor oluyor bir miktar tüm gün evde olan minik bedenler sürekli beslenmeye ihtiyaç duyuyorlar. Kekler, kurabiyeler yapsam da sürekli 24 saat dayandıramıyoruz üç oğlana. 

Onun haricinde evde tüm gün yatıp sosyal medyada sörf yapmaktansa her krizin bir fırsata dönüştürülebileceği taraftarıyım. İnsanlar sürekli aynı aktiviteleri söyleseler de bir hobi sahibi olmanın önemli olduğunu düşünüyorum.  İlginizi çekebilecek bir hobi bulmak ve bunu geliştirmek için istemediğiniz kadar zamanınız var.


(Instagram'da bol bol paylaşım yapıyorum @yalnizamazogur)

Kendim için konuşmam gerekirse uzun bir süredir çizime ilgi duyuyordum hatta udemy'den sene başında bir çizim kursu bile almıştım. Her işin anahtar noktası pratiklik olduğu için bol bol pratik yapmak önemli oluyor yetenekten ziyade.

Onun haricinde bir süredir geleceğim için somut adımlar atmıyordum zira okula devam ediyor olmak benim için somut bir adım değil. Üniversite eğitiminin hayatta gelmek istediğimiz yer için yeterli olmadığını düşünüyorum bu genelde her bölüm için böyle. Gitmek istediğiniz patikaya doğru ilerleyip kendinizi o yönde geliştirmezseniz işler sanılan kadar kolay gitmeyebilir. Bu konu hakkında daha ayrıntılı şekilde kodawari.enginneer.com da yazı yazacağım.

Film,dizi,kitap üçlüsü için eğer ki yıllık bir hedefiniz yok ise bu konularda kitap okumak dışında film ve diziyi sürekli izlemenin ekstra bir verim getirebileceğini düşünmüyorum. Tabi her şey tadında güzel, odak noktası olarak her şeyden az az devam etmek daha iyi bir plan olabilir.

Benden bu kadar. Sizin günleriniz nasıl geçiyor sevgili dünyalılar?

Öldürücü 7 Gün #17 Eylemler ve Sonuçlar

2019: 2
Nur: 1

En azından 1 Ocak 2019 akşamı durumlar böyleydi benim için. Yeni yıla girer girmez dramalarım peşimi bırakmamıştı ve hayal kırıklıklarını da beraberinde sürükledi bu durum haliyle.

Henüz daha büyümüş sayılmaz benim jenerasyonum. Daha yirmilerin başındayız ne de olsa. Yine de ne olursa olsun söylediğimiz cümlelerin,yaptığımız eylemlerin sonuçlarını ve o sonuçların getirebileceği durumları göz önüne alarak harekete geçmeliyiz, değil mi?

En azından ben öyle düşünüyorum.

Ama tabi ki şaşırmayacağım şekilde -yine- insanlar benimle aynı düşüncelere sahip değil. Zaten aynı düşüncelere sahip olsalardı ben 'Ben' olmazdım. Belli bir çoğunluk 'Gençlik' kavramının sonuçlarını düşünmeden yapılan hareketlerin olduğu bir dönem olarak tanımlıyor ki bu bence epey mantıksız. Tamam, yine biliyorum hayattaki hareketler, davranışlar, durumlar DAİMA mantıklı olmak zorunda değil. Fakat benim hayat felsefem 'Başkalarına söylemekten utanacağın eylemlere kalkışma.' olmuştur. Her zaman hoşnut olduğumuz durumlara düşmeyiz, zira tek başımıza yaşamıyoruz bir toplumla beraberiz nereye kaçarsak kaçalım.Bu da demek oluyor ki hiçbir zaman her koyun kendi bacağından asılır durumu olmuyor, hepimiz birbirimiz ile etkileşim halinde olduğumuzdan birimizin kalkıştığı eylemden ötürü diğerleri de zincir etkisiyle etkilenebiliyor. Bunun sonucunda da istemediğimiz durumla düşebiliyoruz.

Peki bu durumdan nasıl çıkabiliriz?

Gerçekten bu soruya cevabım yok.


Öldürücü 7 Gün #16 : Bir Devrin sonu

Selam dünyalılarım! Sizi o kadar özledim ki! Yazmayı, okumayı, blogger arkadaşlarım ile dertleşmeyi… Ama şu bir ay hayatımdaki en hızlı ay oldu gerçekten. Aylardır burada yakınıyordum belirsizlikten şu  yazımda görebileceğiniz gibi! Epey başınızın etini yemişim ha?


En başından başlayayım. Bu arada hepinizin geçmiş bayramını kutlarım. Bütün bayramım eşya toplamakla geçtiğinden bayramdan hiçbir şey anlamadım. Zaten normalde de anlamıyordum ama. Neyse diyoruz.

 

Hayatımdaki o an belirsiz olan üç durumdan ikisi 13 ağustos günü belli oldu. Bu sene staj yapmayacaktım sebebini kodawari engineer bloğumda anlatacağım. Bu arada yeni blog açtım. Orası sadece mühendislik üzerine olacak ve bunu burada bir kez söyleyeceğim. Kimseye söylemek yok ikisinin de benim olduğunu. Anlaştık mı? 


Babamın tayini Ankara’ya çıkmıştı. Böylece bizim ağustos sonuna dek toplanmamız ve eylül başında babamın orada işe başlaması gerekiyordu. Bir taraftan canım ailem bana söyleniyordu çünkü ben tüm gün stajda olduğumdan dolayı evi sadece annem ve babam toplamak durumunda kaldı. Üç erkek kardeşim var tabi ama ikisi küçük zaten büyüğü de Allah’a havale ediyorum sjkdjs

Tabi toplanma telaşı ile bayram falan kalmadı. Benim burada kalacağım kesinleşti ki kalmak istiyordum zaten. Bu yüzden yurt için hazırlıklara başladım. (bunun hakkında uzun yazıyı yine kodawari engineerda yazacağım haberiniz olsun)

Kıyafetlerim küçük boyutlu bir bavula sığdı. Bakım malzemelerim bir koca sırt çantasını doldurdu. Kırtasiye malzemelerimi, notlarımı ve kitaplarımı ise BİR KOCA KOLİ İLE GÖTÜRDÜM!Yapacak bir şey yok anam. Başa gelen çekilir yani. Daha sonra dün öğle vakti annemlerin bugün şehirden ayrılacakları haberi geldi. Öyle olunca ben apar topar stajdan çıktım. Ve tabii ki pederden azar işittim. ‘Şimdiyi mi bildin sitij yipicik inlimiyiriim ki!’ Ya işlerine gelen her iş için ‘Hayırlısı böyleymiş, kısmetmiş, kadermiş’ ama gelmeyince ‘Şimdiyi mi buldun!!’

Tabi Elena durur mu, yapıştırmış cevabı.

‘Kader kısmet böyleymiş babacım. 



Herneyse ama bazı değişen hayat şartları ve fırsatlar durumu yeniden değerlendirmemi gerektirdi. Böylece stajı ayarladık. Ayarlarken de tayin durumu belli oldu.


Yani gitmeden elli altı bin beş yüz iki kez kendime ‘Ya çok mu acaba?’ diye sormuşluğum var ama illa her halta hazır olmam lazım. Başka türlü olmaz. Beni yerleştirdikten sonra herkül gücümden birazcık daha yararlanmak için eve geri götürdüler. Sen bu tuzağa nasıl düştün diye sorarsanız yemekle kandırdılar ühühüh.

Son kez evi derleyip toparladıktan sonra beni misafirhaneye yerleştirdiler.


İşte böyle dünyalılar. Bir devir de bu şekilde kapandı. Şu an önümüzde yeni bir yer yeni insanlar yeni maceralar var! Ben hepsini heyecanla bekliyorum. Hem yaşamak hem size anlatmak için.


Kendinize dikkat edin! 

Öldürücü 7 Gün #15 BU-NAL-DIM!

Söylemiştim size hayattaki en berbat durumlardan biri 'Belirsizliktir' diye. Şu an benim içinde bulunduğum belirsizlik öyle bir belirsizlik ki iki senedir çektiğim bütün sıkıntılar çözüme ulaşabilir, akademik hayatımı düzene koyabilirim veya her şey daha berbat olacak. Böyle iki uç olasılık olunca gerildikçe geriliyorum. -Haklı olarak-


Şimdi sanki bu ve bunun yanında 92732970 mesele yetmiyormuş gibi google amcanın blogger engelleme muhabbeti çıktı? Yahu benden ne istiyorsunuz arkadaşım ya!


Açıkçası blogu wordpress'e taşıma gibi bir niyetim hiç yok. Çünkü ara yüzü çok kullanışsız geliyor tabi host almam gerektiğinden bahsetmiyorum bile.

Şimdi aynı belirsizlik bloğumda da olacak ve bu beni çok üzüyor. Dört gündür hiçbir şey yapamıyorum kitap okumaktan başka. Şu olaylar bir an önce hallolsa da rahatlasam.

Tabi ancak istediğim gibi sonuçlanırsa rahatlarım o da ayrı mesele!

Bu arada ne blog yazısı yazabiliyorum adam akıllı, ne arkadaşlarımı gezebiliyorum. ne olur kusura bakmayın. Ama şu ara kafamı yastıktan adam akıllı kaldıramıyorum bile.


Öldürücü 7 Gün #14 Hayal Kırıklıkları

Bazı şeyler vardır. Hani içten içe bilirsiniz ama 'Belki.' dersiniz. Yine de şans verirsiniz. Çünkü umut insanı insan yapan yegane şeylerden biridir ve insan umut ettiği sürece vardır.

Fakat şans vermeniz ne yazık ki sonucu değiştirmez.

Bu ay öğrendiğim en önemli olgu 'Kişiyi en iyi kendisi tanıyabilir.' oldu. Buradan da yola çıkarak 'Kişi kendinin doktorudur.' ikinci dersim.

Kendimizi tanıdığımız sürece neye ihtiyacımız olduğunu, hayatımızda nelerin yanlış gittiğini, neleri istediğimizi anlayabiliriz. Tabi ki bu kendimize dürüst olarak anlaşılabilecek durumlar.

Ben kendimi epey epey tanıdığımı düşünüyorum. Nereye gelmek istediğimi, kim olmak istediğimi, ne yapmak istediğimi ve bu hayattaki derdimin ne olduğunu gayet iyi biliyorum.


Peki olay buraya nasıl geldi?

Sorun şu ki benim odaklanamama sıkıntım var. Bir arkadaşımla ufak bir konuşmanın ardından hiç sevmediğim o psikiyatri koridorlarına tekrar bir şans vermem gerektiğine karar verdim. Yanlış anlamayın dünyalılar doktorlara karşı bir ön yargım yok.Kocakarı ilaçlarına asla güvenmem. Ama konu ruh sağlığı olunca işler biraz karışıyor.

İlaçlar ile ruh sağlığımızı düzeltebileceğimizi düşünmüyorum. Ruhumuzu zehirleyen, hastalanmasına sebebiyet veren nedenleri hayatımızdan çıkarıp atmak bizi iyileştirecektir. Dudaklarımızın arasından geçip vücudumuzun kimyasında bir takım değişiklikler yaptıktan sonra bizi gerçek olmayan bir mutluluğa sürükleyen ilaçların sorunu çözmekten çok tahammül süresini uzattığını düşünüyorum. Sorunlarla yüzleşmeli ve onları parçalara ayırıp, yakmalıyız.

Bütün bunları bildiğim halde yine de bir şans verdim. 'Belki çözüm oradadır?' diye. Fakat ben sorunun da çözümünün de ne olduğunun gayet iyi bilincindeydim iki senedir.

Gittim.

Dedim ya kişi en iyi kendini tanır. Siz elli dakikada bir insana asla anlatamazsınız kendinizi. Zira anlatamadım da. (Evet blog yazan kendini muazzam derecede iyi ifade eden ben anlatamadım. Çünkü doktor beyimiz konuşmama izin vermedi.) Herneyse daha önceden de olduğunu bildiğim OKB ve anksiyete sorunumdan bahsetti. Bu iki sorunun da bana zarar verdiğini falan filan... İyi de ben bunları zaten biliyordum? Yıllardır kontrol altında tutmaya çalışıyorum ve bulunduğum konumun rezaletine rağmen gayette iyi tutuyordum.


Benim sorunum bu değil ki?

Tedaviyi reddettim tabi. Çünkü benim sorunumu tedavi etmeyecek kendisinin sorun olarak gördüğü başka alışkanlıkları (?) tedavi etmeyi teklif ediyordu bana. Yukarıda da dedim. İlaçlara karşı ön yargım yoktur. Doktorun verdiği ilaç doğrudur der kullanırım. Ama gereksiz ilaç kullanımına da bir o kadar karşıyım.

Büyük bir yenilgiyle döndüm eve. Odaklanamama sorunum devam ediyordu. Bunun için yapmam gereken tek şey beklemek ve şartları değiştirmekti. Bu da zaman alacaktı. Başka yapabileceğim hiçbir şey kalmamıştı.


Umut etmenin bir bedeli vardır tıpkı her şeyin bedeli olduğu gibi. Gereksiz yere umut ederseniz gelecek hayal kırıklığı dalgasında boğulmanız kaçınılmaz bir durumdur. Zira öyle de oldu. Kafam daima diyordu hastaneye doğru attığım her adımda.

'Senin bilemediğin neyi bilebilir ve seni bu durumdan kurtarabilir ki?'

Haklıydı. Ben kendime uzak bir insan değildim. Asla olmadım. Kendimden nefret etmek ya da olmadığım birine dönüşmek yerine ona sarıldım. Kendimi dinledim. Bu kadar kendiyle bir olan insana neyi verebilirdi zaten. Peki neden o kadar hayal kırıklığına uğrayıp, üzüldüm? Günlerce yataktan kalkamadım?


Başarısız olmayı hazmedemiyordum çünkü ve kısa zaman önce bununla bir süre daha yaşamam gerektiğini öğrenmiştim.

Sonrasında kendimi toplayana kadar canım çıktı hala da çıkmaya devam ediyor. Bana herkes ulaşamıyor. Ruhuma dokunabilen tek kişi şu an uzakta. Bu yüzden çok sıkıntılı zamanlar geçiriyorum. Şu var ki evet hayatımda hep o yoktu. Ama açıkçası o yokken ben nasıl atlatıyordum, gerçekten atlatabiliyor muydum bu zamanları emin değilim.

Ne olursa olsun şu an yalnızım. 180 gün daha yalnız olacağım. Ayağa kalkıp bir şekilde devam etmek zorundayım.

Geleceğim için.
Geleceğimiz için.


Öldürücü 7 Gün #13 Ay Beni Bir Bezmişlik Aldı!

Zor iki haftadan sonra yeni bir haftadan size 'Günaydın!' diyorum diyorum.


Şimdiden geçmişe doğru gitmek en iyisi bence. Dün gece çok çekişmeli bir seçim yaşandı. Bu konu hakkında çok konuşmak istemiyorum çünkü birilerini kaybetmemek benim için daha önemli bir durum. Sadece şu ki insanları ayrıştırmaktan vazgeçmemiz gerekiyor. Ülkesinin insanını sevmeyen, demokrasiye güvenmeyen insanlar olmamalıyız bana göre. Bende gittim oyumu verdim, varlığımı belli ettim ülkem için. Sonuç gelince ne kimseyi ihanetle, vatana hainlikle ya da cahillikle suçladım ne de bir yerde bir yanlış aradım. 'Ülkemizdeki insanlar bunu doğru görmüş demek ki.' dedim ve konu kapandı orada benim için. Bu ülkeye gerekli olan birinden ziyade hoşgörü bence. Herkesin inandığı ideale inanmak için belli sebepleri var, bu konuda belli tecrübeleri ve yaşadığı, gördüğü şeyler var. İki taraf için de geçerli bu. Bu yüzden birbirimizi sarhoşlukla, dinsizlikle, cahillikle, aptallıkla suçlamaya çalışacağımıza biraz olsun ne tarafta olursak olalım karşı tarafı biraz anlamaya ve gerçekten saygı göstermeye çalışırsak bu ülkede zaten güzel sabahlara uyanabiliriz. Her seçimde git gide daha apolitik oluyorum insanların bu şekilde ikiye ayrıldığını gördükçe. İnandığımız her şey için de lütfen ama lütfen araştırın. Her şeyi araştırın. Ellerimizin altında uçsuz bucaksız bilgi kaynağı var. Herhangi bir ideale körü körüne inanmaktan vazgeçmeliyiz.

(Bu yazdıklarımın kimseyi değiştirmeyeceğinin farkındayım. Ama yine de içimde kalmasını istemedim. Çünkü 'Ya siz neden kavga ediyorsunuz ben keyif alıyorum farklı fikirlerde olan arkadaşlarımla konuşmaktan' dedikten 1 saat sonra 'Bu ülkenin cahil insanından bir halt olmaz.' diyeni gördü bu gözler. Gerçekten üzülmekten kendimi alamıyorum. İnsanların birbirine bu kadar saygısı kalmaması korkunç ve bunu size biri değil siz kendi kendinize yapıyorsunuz. VE LÜTFEN BU KONU HAKKINDA DÜŞÜNCE BELİRTMEZSENİZ SEVİNİRİM. ÇÜNKÜ bir insan benim için bir siyasi görüşten daha önemli!)

Sevimsiz konuları kenara ittiğime ve içimi döktüğüme göre devam edebilirim sanırım.Ders çalışma programımı yaptım (hatta dün yaptım) ve bugün başlıyorum.



İki üç gündür üstüme pikeyi örtmüş, mini fanımla leptopta bir şeyler izleyip minik bunalımlar yaşıyordum. Çünkü geçen hafta ruh eşim izne gelmişti. Bir hafta kendime geldikten sonra yine gitmek zorunda kalınca o, ben başa sardım. Yine bunalıma gir - çıkmaya niyetlen - uyu - saçma sapan sayfalarda saatlerini harca - uyumaya çalış - uyuyamama - TOPARLAN.

Yüzümü görmek istiyorsanız Instagram'a beklerim :D

Bu yüzden gerçekten bitene kadar gelmesini hiç istemiyordum. Çünkü zaten zor alışıyorum yokluğuna 'Alıştım.' dediğimde gelmesi ve benim hepsine tekrar başlamam gerekiyor.  Geldiği hafta çok güzeldi. Dolu dolu geçirdik Deadpool 2'ye gittik, benim denemek istediğim kafeleri gezdik.  Bir de dünyalılarım sanırım benim iletişim formum bozukmuş. Hemde epey uzun bir süredir. Yani mesajlarınız bana gelmiyordu. Bu yüzden artık çalışıyor yani haber vereyim dedim.


Bir Konya'ya gidip geldik günübirlik. Son olarak saçımı tekrar kestirdim. Bunun sebebi yaşadığım şehir aşırıı sıcak ve saçımı ruh eşimin askere gitmesi sebebiyle kestirmiş olsam da o zamandan beri kadar saçma bir uzunluktaydı ki ya tekrar kestirecektim ya da sıcaktan ölecektim. Aşırı kısa olmuştu epey beğenmedim ama bir haftaya garip bir şekilde uzadı ve güzel bir hal aldı.


Bir de benim kollarımda ve yüzümde hala sivilce problemim vardı. Fakat doktorum uzak bir hastaneye gidince doktor değiştirdim. O gün de yemin ederim Allah yüzüme baktı. Ben teknoloji özürlüsü bir insan da değilim ama ne zaman internetten randevu alsam başka poliklinikte çıkıyor doktor. Cidden benim dikkatsizliğim. Yine aynı olay başıma geldi. Ve ben içten içe kendime saydırırken aslında o saate kadar bitmesi gereken sıraların sonuncusunu ben aldım. Doktorumu da sevdim. Tedavi iyi gidiyor gibi. Muhtemelen iki ay sonra tekrar gideceğim kontrole.

Selam sana eeey Roma halkı!

Sonra otostopçunun galaksi rehberine sonunda başladım. (DEEP SENİ ÇOK SEVİYORUM)Kitaba başlamadan önce ilk filmi izledim zira film hedefimde epey geride olduğumu düşünüyorum. Bir de şu var ben ilk filmi izleyengillerdenim. Diğer türlü kitabı okursam ister istemez kafamda karakterler oluşuyor ve o karakterler filmdeki oyuncular ile uyuşmadığı zaman film boyunca sanki bir sinek çevremde geziniyormuş gibi rahatsız oluyorum.

İşte bu kadar dünyalılar. Bu hafta öldürücü 7 gün #12'de bahsettiğim tayin meselesi muhtemelen açığa kavuşacak. Gergin bekleyişler içindeyim ne olursunuz dualarınızı eksik etmeyin.

Öldürücü 7 Gün #12 Noluyo?!

Evet, yokluğumu fark eden Dünyalılar el kaldırsın sayımızı bilelim!


Her ay en az beş yazı gibi bir yıllık hedefim olmasına rağmen Mayıs ayı resmen boş geçti. Bunun sebebi de benim Mayıs ayının ortasından beri hayatımda dur durak bilmeyen olaylarla uğraşıyor olmam.


Mevzu 1: TAYİN!

Evet, tayinimiz çıktı. Bunun garip yanı şu ki benim Peder ne tayin istemiş ne de tayin için tercih yapmış. İşin daha kötü yanı nereye gideceğimiz henüz belli değil. Ankara gözüküyor ama orası depo bölgesi. Oradan doğuya da atanabilir, karadenize de hatta yurt dışına bile. 
Belirsizlik bizi en çok çıldırtan olgu. İşin daha da kötü yanı şu Pederin emekliliğine 2 yıl kaldı şurada kalkıp yer değiştirmemiz mantıksız. Evet bizim dedim açıklayacağım şimdi.


Mevzu 2: Mantıksız Düşünceler

Şimdi ben ne kadar analitiksem, ne kadar mantığımla düşünüyorsam tam tersi mantıksızlıkta bir insan düşünün. Hah bu insan bizim Peder oluyor sayın Dünyalılar. Benim lise bire geçtiğim yaz da tayini Şırnak'a çıkmıştı ve bütün aileyi götürüp beni hiç bilmediğim bir şehirde yurda bırakmayı düşünmüştü hatta diretmişti epey. Annemlerin benimle kalması için onu ikna edene kadar karnımız çatlamıştı tam anlamıyla ve evet bu adam aynı mantıksızlığı yine yapmak istiyor. BU SEFER BENİ GÖTÜRMEK İSTİYOR! Yahu diyorum babacım (!) canım babacım (!) sal beni gözünü seveyim, ben üniversitemi seviyorum, NİYE DURDUK YERE DÜZENİMİ BOZAYIM ÇOCUK MUYUM BEN!!!! Annemler de gitmek istemiyor çünkü kardeşlerimin okulu iyi, öğretmenleri iyi 'Zaten 2 yıl sonra emekli olacak niye düzeni bozalım çocuklara yazık olsun ki?' diyor. Tabi bunu babacığıma (!) nasıl kabul ettireceğiz hiçbir fikrimiz yok.

Düşündükçe Elmo gibi oluyorum.

Mevzu 3: Belirsizlik

Şimdi yukarıda demiştim ya peder tayin istemedi diye. Hah eğer ki beğendiği bir yeri vermezlerse buna itiraz edebilme, dava açabilme hakkı var. Bir taraftan onu da kullanmayı düşünüyor. Bizi mahfeden de bu belirsizlik!


A,B,C,D,E,F,G planlarımı yaptım şu an hayatın getireceklerini bekliyorum.


Bunun dışında kodlama kursuna başladım. Minnoş minnoş devam ediyorum.


Bunun dışında yönetim kurulu üyesi olmak gibi bir hedefim vardı. Maalesef olmadı. Canım inanılmaz sıkıldı zira dün yazdığım Akıma Karşı#4 o olaya ithafendi. Sinir bozucu bir durum.

Bütüüün bunlar yüzünden yazamadım pek Mayıs'ta. Yataktan bile çıkamadım ki yazayım. 


Öldürücü 7 Gün #11 Saçmalıklar

İlk önce bilmem kaç ay sonra sizinle gerçekten konuşabildiğim bir yazı yazdığım için alkış istiyorum sevgili Dünyalılar.


Ara sıra geçmişe, hayatımın gidişatına dair metinler bırakmak gerçekten iyi geliyor. Siz okumaktan keyif alıyor musunuz acaba?

2018 hedeflerim üstüne çalışmalarım devam ediyor. Durum güncellemesi yapalım biraz. (Yeni yıldan Beklentilerim yazımı okumak isterseniz; )

Geçen hafta bir arkadaşım 'Sence de 2018 çok hızlı geçmiyor mu?' dedi. O an fark ettim evet, çok hızlı geçiyor. Bir anda Mayıs'a gelmişiz. O kadar kafam yoğunmuş ki fark edememişim.


 

Film ve kitap hedeflerimde biraz geriden geliyorum açıkçası. Yani her ay beş kitap hedefi hiç tutmuyor. Bilmiyorum niye böyle keza filmlerde de aynısı. Bir oturunca beş film izliyorum sonra iki hafta film izlemiyorum, film açmaya üşeniyorum falan. Ama kesinlikle boşvermedim! Zaten bütün olay da bu bence. Hedeflerimin hepsi sıkı takibim altında.

Kalemlik ve çanta alma hedeflerim vardı. Onları yılın ikinci ayı gibi gerçekleştirdim zaten. Hatta geçenlerde bir mim de oluşturdum. Okumak isterseniz.




 (üst kısmı birkaç gün önce yazmıştım. Bu yüzden aşağıdaki bölümle biraz kopuk duruyor affınıza sığınıyorum.)

Bir haftadır gezegenlerin elli üç derece duruşlarından mıdır yoksa tam yaz geldi gibi olup 'Ahahah şaka yaptım gerzekler.' diyip bizi şehrimin yağmura gömmesinden midir nedir gene hayatımda elli yedi bin yedi yüz seksen bir tane kriz yaşandı. Bazı anlar artık o kadar yılıyorum ki 'Allah'ım ya benim canımı al ya da yaratıyorsun nolur takip et ya!' diye bağırasım geliyor.


Yahu benim bu hayatımda her şeyin düzeleceğine dair inancım var ama bu arkadaşlık konusunda yok! Lanetlenmişim resmen. Nerede dangoz var beni buluyor ya! Hani 'Abi kesin bir yerinde paratoner var.' derler ya, işte o hesap!

Neyse. Çağlar gider Faruk gelir. Dünyada yedi milyar dört yüz kırk iki milyon insan var!

Öldürücü 7 Gün #10 Çekiliş ve Hepsinden Biraz

Selam Dünyalılar.


Yoğun geçen bir haftanın sonunda buradayım. Bloğu bu ayın başında biraz ihmal ettim -farkındayım- ama panik yok bir sürü yazı hazırlıyorum. Bu ay yıllık hedeflerimden birini daha gerçekleştridim ve steam portalı üstünden Sims 3 oyununu satın aldım.


Aslında benim düşüncem black friday ya da siber monday indirimlerinden birinden almaktı. (YANİ TAA YIL SONU) Fakat indirime girdiği e-postası gelince bana 'Neden olmasın?' dedim.


Ana oyun ve üç ek paketi 28 lira gibi bir fiyata aldım. Teknosa'da gördüğüm fiyatlar dudak uçuklatıyordu. 

Bir de mail adresimi değiştirdim. Buna bağlı olarak Google+ hesabım da değişti. Takipleşmek isterseniz şuradan.


Sağ üst köşedeki üç çizgiden açılan kenarlığa ekledim linki.

En güzeli en sonda. Hayatımı minimalleştirmeye çalıştığımı biliyorsunuzdur. (Minimalizm ve Benim Hikayem) Minimalizm düşünce tarzı atmayı reddeder paylaşmayı öngörür. Kullanmadığım bir kalem setini ve bir kitabı sizlere hediye etmek istiyorum.

 Schneider sekizli fineliner kalem seti ve bir kalemlik.


İsmail Pişer'in 'Benimle Mitoz Bölünür Müsün?' kitabı. Benim yazılarımı ve fikirlerimi beğenen Dünyalılarımın hoşuna gidebileceğini düşündüğüm bir kitap. 

Katılmak için yapmanız gerekenler:


Şu yukarıdaki üç çizgiye tıkladıktan sonra,


Google+ ve Blogger'dan beni takip etmek. 

Ve herhangi bir ortamda çekilişi duyurmak. (Instagram olabilir, bir yazınızın altına dipnot olarak düşebilirsiniz fark etmez)

Katılanlar aşağı mail adresini bırakmayı unutmasın. Martın onuna kadar açıklarım umarım. Herkese bol şans.!

(açıklandı)

Öldürücü 7 Gün #9 Kursakta Kalan Heves ve Gerçekleşen Hedefler

Se-lam sevgili Dünyalılar!

Size www.yalnizamaozgur.com'u takdim etmekten büyük bir gurur ve şeref duyarım. (Yalçın Güler'in katkılarıyla)



Sadece alan adı almakla kalmadık temamı da minimalistleştirdik. (Gerçi şu açıklama kısmı gözüme batıyor ama nazar boncuğu olsun)



Eski site tasarımımda sağ sütun gözüme inanılmaz kalabalık gözüküyordu. İnstagram uzantıları, spotify çalma listesi... Sanırım en sevdiğim yerlerden biri 'Buralarda da varım!' kısmı oldu.

Onun altında belli başlı kategoriler var. Burayı başta ben yukarıda bulunan menü kısmına alma niyetindeydim fakat Yalçın bana oranın gereksiz şekilde fazla kalabalıklaşacağını söyleyince ona epey hak verdim açıkçası.


Yukarıda bir iletişim sekmesi bulunmasına rağmen bir de aşağıya hızlı iletişim ekledik. Ve tabi ki Dünyalılarımı. 💖





İki tane instagram eklentisi olduğunu fark etmişsinizdir belki. İkincisi bu sene aktif ve İngilizce olarak kullandığım Bullet journal hesabımın linki.

Ve bu konuyla ilgili son olarak emeği geçen Yalçın Güler'e teşekkürlerim sonsuz.

Yeni yılın hedeflerinden bir tanesini şimdiden gerçekleştirdim.



Kursakta kalan hevesime gelirsek. Şu yazımda ilk çalışma deneyimimden bahsetmiştim. Bulunduğum ildeki kitap fuarında çalışma düşüncem vardı NEREDEYSE BİR YILDIR. Bu sene kesin olur diye bakarken bütün yayınevleri elemanlarını geldikleri yerden getirmişler. Ekstra kimse almadılar. Çok üzüldüm açıkçası. (ÖYLE BÖYLE DEĞİL)


Yine de kötü başlaması kötü devam edeceği anlamına gelmiyor. Savaşmaya devaaam!