Anime önermek zor bir iş. Çünkü ben her insanın anime ve kitap sevebileceğine inanıyorum. Ama yanlış animeden ya da kitaptan başlatırsanız o insan ikisinin de yüzüne bir daha bakmak istemez.
Norgami herkesin sevebileceğini düşündüğüm bir anime. Fantastik, komedi, romantizm, dram, aksiyon gibi birçok kategoriyi içinde öğütmüş. Birçok kategoriye hitap eden animeler ya çok iyi oluyor ya çok kötü oluyor. Noragami bunların arasında en iyilerinden biri bence.
Ana karakterimiz Yato bir tanrıdır. Fakat başı boş bir tanrıdır bir tapınağı bile yoktur. Metrolara, duvarlara, tuvaletlere telefon numarasını yazarak insanların sorunlarını çözebileceğini vadetmektedir.
Hiyori İki ise sıradan bir ortaokul öğrencisidir. Bir gün ikisinin yollarının kesişmesi hayatlarını tamamen değiştirir.
Sizi hayal kırıklığına uğratmıyor. Bazı sahnelerde bazı olayların olmasını beklersiniz de olmaz ardından bilgisayarı aşağı atmak istersiniz ya. Öyle değil işte. İzleyiciyi gayet tatmin ediyor.
Yato'nun kah çocukça kah çok ciddi tavırları zaten sizi gülmekten öldürebiliyor.
Gereksiz karakter kalabalığı olmayan yegane animelerden birisi. Gerçekten bazen aşırı yan karakter oluyor fakat bu animede hepsine yer verilmeye çalışılmış. İki sezondan oluşuyor. Toplam 25 bölüm ki bu bence ideal iki sezon için. Çünkü bölümler fazlalaştıkça konu dağılabiliyor, izleyici sıkılabiliyor.
Animeler de tıpkı diziler, filmler ve kitaplar gibi. Belli kategorileri var. Bazı animeleri izledikten sonra beyninizde yüzlerce at tepinmiş gibi hissediyorsunuz, bazısında kalbinizde çiçekler açıyor gibi oluyor bazısı ise -ki en güzel kategorilerden biri bu bence- kafanızdaki yoğunluğu, uğraştığınız 450302 saçma işi bir kenara atıp manasızca gülmenizi sağlıyor.
Hanabatake Yoshiko ile tanışın. Kendisi bütün sınavlardan (ve sınavlar çoktan seçmeli olmasına rağmen) sıfır alabilen bir kızdır. Etrafında dönen hiçbir olayın farkında değildir zira farkındaysa bile kesinlikle umursamıyor.
Çocuk ise Yoshino'nun çocukluk arkadaşı. Yoshino ne kadar aptalca davranıyorsa çocuk o kadar zeki davranan biri. Aynı liseye nasıl düştüklerini nasıl sormayın. Onun da cevabı anime de.
Tabi çocuklara uygun olmayan bir anime. Zaten genelde animeler çocuklara tavsiye edilmiyor ama konumuz bu değil. Tek sezonu var ve 12 bölümden oluşuyor. Dünyanın saçmalıklarından kaçmak ve biraz gülmek için iyi bir alternatif olabilir!
Çizimleri göz yakmayan cinsten, çok net bir finale sahip olduğu söylenemez zaten komedi animelerinden bütün olayın bir sonuca bağlanması az rastlanan bir ayrıntı.
Anime orjinal adı:Zetsuen no Tempest: The Civilization Blaster
Sezonlar: Tek sezondan oluşuyor. (bölüm sayısı:24)
Manga Durumu: Mevcut fakat Türkçe çevrisi bulunmamaktadır. (En azından ben bulamadım.)
Konusu: Yoshino ve Mahiro ilkokuldan beri arkadaştırlar. Kusursuz olmayan hayatları bir gün Mahiro'nun üvey kız kardeşinin öldürülmesi ile alt üst olur.
Mahiro kız kardeşinin intikamını almaya yemin etmiştir bir gün yolu "Kusaribe" adlı büyücü klanının en güçlü büyücüsü olan Hakase Kusaribe kesişir. Hakase bir adaya hapsedilmiştir ve oradan çıkmak için birinin yardımına ihtiyacı vardır. Mahiro'ya kız kardeşinin katilini bulacağını söz verdikten sonra adadan kurtulmanın yolunu aramaya başlar.
Yeni bir anime inceleme ve tavsiye yazısından Dünyalılarımı selamlıyorum.
Animenin konusu aslında daha geniş fakat izlemek isteyenlere spoiler vermeden anlatabileceğimin en iyisi şeklinde anlatmaya çalıştım. İkinci yazım Fullmetal Alchemist olacaktı, mangasına başladığım için bitirdiğim zaman yazma kararı aldım.
Animeyi izlemeden önce Shakespeare'nin 'Hamlet' ve 'Fırtına'sını okumanızı şiddetle öneririm. Sürekli alıntılar yapılıyor ve animenin geneli zaten Shakespeare'nin bir oyunu tadında geçiyor.
Karakter derinliklerine gelecek olursak, ana karakterler yeteri kadar açıklanmış fakat yan karakterler animede çok yüzeysel geçilmiş. Mesela Hakase'yi adaya atan Somon Yaradılış Ağacındaki mantıksızlığı nasıl fark etti? Ya da klanı buna nasıl ikna etti? Sonra Aika neden evlatlık alınmıştı? Gibi bir çok yan soru cevaplanmamış kaldı.
Fakat animenin geneline baktığımızda konu güzelce oturuyor. Mantık hatası yok denecek kadar az. Genel soruların hepsi bir cevaba kavuşturulmuş, sahneler gerektiğinden fazla uzatılmamıştı.
Sonuç olarak sevgili Dünyalılar anime severlere kesinlikle önereceğim bir anime.
Merhaba Dünyalılar! Öldürcü Gün #7 (meraklısına tık) yazımda bu sonbahar yeni sezonlarını beklediğim bazı animelerden bahsetmiştim. Onlardan bir tanesi de şu ana kadar en sevdiğim on animenin içinde olanlardan biriydi. Bu yazıda kaç sezon olduğundan tutun görsel efektlerine konunun gidişatına kadar olabildiğince aklımda olan her şeye değinmeye çalışacağım.
O zaman pişirmeye başlayalım!
Anime orjinal adı:Shokugeki No Souma (Yemek Savaşları)
Sezonlar: Şu ana kadar çıkmış iki sezonu var. Bu sonbahar üçüncü sezonu çıkacak
Shokugeki no Souma (24 bölüm +2 Ova)
Shokugeki
no Souma: Ni no Sara (13 Bölüm)
Shokugeki
no Souma: San no Sara (Gelecek sezon çıkacak)
Manga Durumu: Mangası mevcut ve devam ediyor ve anime mangadan uyarlamadır.
Güncel bölüm sayısı 230 (devam etmekte)
Konusu: Yukihira Souma çocukluğundan beri babasının tek başına işlettiği restorantta ikinci şeflik yapmaktadır. Yıllarca Souma, müşterilerini daha iyi ağırlamak için yaratıcı, yetenekli ve cesur mutfak konseptleri geliştirdi. Kendi lokantalarının başına geçmek onun rüyasıydı.
Ancak babası aniden restoranlarda yemek pişirme becerilerini dünyadaki restoranlarda test etmeye karar verince, Souma'yı Tootsuki Mutfak Sanatları Akademisi'ne göndermeye karar verir. Bu okul, öğrencilerin sadece yüzde 10'unun mezun olduğu seçkin bir yemek okuludur. Kurum, öğrencileri yoğun, yüksek kaliteli yemek pişirmeleri ile yüzleştiği "Şokugeki" veya "yemek savaşları" ile ünlüdür.
Souma ve yeni okul arkadaşları Tootsuki'nin aşırı yaşam biçimine alışmak için mücadele ederken bir taraftan da kendini geliştirmek zorundadır.
Karakterlerden ve hikayeden başlayalım. Hikayenin gidişatı kesinlikle sıkmıyor ya da boğmuyor. Tam sıkılacağınızı düşündüğünüz an bir yerden bir şey patlıyor ve yeniden animeye kitleniyorsunuz.
Karakterlerin her birinin apayrı hikayesi ve yemek yapmak için amaçları var. Animede bu amaçların onları ne kadar güçlü hale getirdiğini çok rahat görebiliyorsunuz.
Fakat kesinlikle sıkmıyor. Yani her karakterin hikayesinden bahsediliyor olması insanı bunaltmıyor her nasılsa bunu da iyi bir dengeye oturtabilmişler.
Hikaye kendine gerçekten bağlıyor. Çıkan tesadüfler 'Saçmalamışlar.' seviyesinde değil. Ben mangayı okuduğumdan dolayı animedeki neredeyse her davranışın bir sebebi olduğunu biliyorum. Bu üçüncü sezonun sonu gibi animede anlaşılır diye düşünüyorum.
Anime hakkında (benim için) tek eksi anime türünün ecchi olması. Bu da çıplaklık içeriyor demek. Özellikle kadın organları aşırı derece abartılı çiziliyor. Yemeği tadanlar hayallerinde kıyafetleri falan yırtılıyor. Yani 'Ohaa böyleyse izlenmeeez' derecesinde bir şey yok fakat yine de uyarmak istedim.
Devam edecek olursak özellikle gastronomiye ilgisi olanlar kesinlikle izlemeli. İnanılmaz dercede genel kültür arttırıyor. Bir yemeğin yapılış aşamasından tutun sebzelerin yetiştikleri spesifik mevsimlere ülkelere özgü yemeklere ve yemek terimleri ile açıklamalarına kadar bir sürü bilgi veriliyor.
Görsellik tek kelime ile kusursuz. Gerçi 21. yüzyılda yapılan animelerin genel olarak görsellikleri muazzam (teknolojiden dolayı) fakat size şöyle bir (bana göre itici) örnek göstermek istiyorum.
Bu 2017 yaz animelerinden 'Ballroom e youkoso' diye bir animeden bir alıntı. Karakterlerin boyunlara baktıkça gözlerim yanıyor. Bu Mangaka'nın (manga'yı çizen kişi) çizim şeklinden kaynaklanıyor ever ama gözümü yakıyor resmen.
Birde şunlara bakın. ^.^ Hiç göze batıyor mu? Herneyse tek karakterler de değil. Yemeklerin o kadar özenli yapıyorlar ki 'Allah'ım beni atın buraya da azıcık tadayım.' diyorsunuz. Kesinlikle aç izlemeyin diyeceğim ama ben izleyince dahi acıkıyorum öyle bir anime.
Vallahi abartmıyorum.
İşte bu kadar dünyalılar. Animeyi izlemek isteyenler Türkanime'den mangasını okumak isteyenler ise Serimanga.com'dan okuyabilirler. (Herhangi bir reklam içermez ben bu iki siteyi kullanıyorum)
BONUS:
Animenin ikinci sezonunda olması gerekiyor. Hayama döner yapıyordu. AS BAYRAKLARI AS.Videoyu şuraya bırakıyorum.
Anime yazılarımı haftada yazabilirsem ikişer üçer tane olarak yazmayı düşünüyorum. Aşağı bir şeyler karalamayı unutmayın ve kendinize dikkat edin!
Ailenizle ya da arkadaşlarınızla farklı bir şeyler izlemek isterseniz diye buraya birkaç film tarzında anime bırakıyorum. (temin ediyorum animasyon gibi değil bunlar bir buz devri yada karmakarışık tarzı bir şey beklemeyin)
Anime ve animasyonun farklarından şöyle bir bahsedeyim. Temelde anime japon yapımı animasyonlara deniyor aslında ama inanın (bana göre en azından) grafikleri, görselliği Disney animelerine göre çok çok daha iyi. Senaryoları da tabi ki. Neyse kısa keseyim ben buraya bırakıyorum ihtiyacınız oldukça birer doz alırsınız.
(biraz kendimi yazmaya zorladığım için böyle samimiyetsiz bir yazı oldu kusura bakmayın dünyalılar)
Ruhların Kaçışı
Ruhların Kaçışı, Hayao Miyazaki tarafından yazılıp yönetilen 2003 yılında 'Uzun Metrajlı En İyi Animasyon Filmi' Oscar'ını kazanan Studio Ghibli yapımı Japon animasyon filmidir. Birçok ödül kazanan film aynı zamanda Oscar kazanan ilk animedir.
Bunu buraya bırakayım da gözünüz gönlünüz açılsın. (yazan gülüyor)
Hikaye baş kahramanımız Chihiro'nun babasının iş değişikli nedeniyle başka şehre taşınmaları ile gerçekleşir. Yolculuk devam ederken yanlış yola sapıp kendilerini bir alanda bulurlar. Bu festival alanı başta ne kadar terk edilmiş gibi gözüksede tezgahlarda çeşitli yiyecekler bulumaktadır. Chihiro yemeklerden yemeye başlayan anne ve babasını uyarmaya çalışır, evebeynleri onları dinlemeyince etrafa bakmaya karar verir. Akşam çökmeye başladıkça yarı saydam ruhları görmeye başlar. Anne ve babasının yanına korku ile döndüğü zaman onları bir domuza dönüşmüş halde bulur.
Chihiro'nun tanrılara hizmet verilen bir handa bir süre çalışıp, anne ve babasını eski hallerine getirebilmek için bir yol bulmaya çalışması ile devam ediyor.
Ailenizle, arkadaşlarınızla izleyebileceğiniz macera, doğaüstü güçler ve dram türlerini içeren bir anime.
Bakın bunu izleyin. Sadece bu kadarını diyorum. Gerçi ben çok sulugözüm her şeye ağlıyorum ama bu harika bir anime. Hani tüylerinizi diken diken eden filmler vardır ya? Müziğiyle, atmosferiyle,hissettirdikleriyle. İşte bu onlardan biri.
Okul ve dram türünde.
Her şey geçmişten kesitlerle başlar. Ishida Shouya ilkokuldayken sınıflarına transfer gelen sağır kıza zorbalık yapmaya başlar. Ama olaylar ters şekilde gelişir. Birden kendini kendi arkadaşları tarafından edilen bir zorbalığın içinde bulur. Herkesten, her şeyden kendini soyutlayarak büyür. Ve hayatının dönüm noktası olan o kızı tekrar bulup arkadaş olabilmek için işaret dili öğrenir.
Gerçekten herkesin kendinden bir şeyler bulabileceğini düşündüğüm bir anime. İzlemek için tık.
Hala aklınızda soru işaretleri varsa Türkçe altyazılı fragmanı buraya bırakıyorum.
Senin İsmin.
Yine Sesin Şekli'ne benzer tarzda bir anime. Yani inanın o kadar güzeldi ki yazacak bir şey bulamıyorum.
Mitsuha, kırsal kesimde, dağların etrafını sardığı bir kentte yaşamaktadır. Belediye başkanı olan babası genellikte evde bulunmadığından evinde daha çok ilkokul öğrencisi kız kardeşi ve büyük annesiyle kalan Mitsuha her ne kadar dürüst bir kişiliğe sahip olsa da ailesinin Shinto tapınağına ait geleneklerden ve babasının seçim kampanyasında yer almasından hiç hoşlanmamaktadır. Kırsal kesimde yaşadığı için içten içe üzülmekte ve Tokyo’daki harikulade şehir hayatını arzulamaktadır.
Taki ise Tokyo’nun merkezinde yaşayan liseli bir gençtir. Arkadaşlarıyla zaman geçirmekten hoşlanan ve bir İtalyan restoranında yarı zamanlı çalışan Taki, mimariye ve güzel sanatlara ilgi duymaktadır. Günlerden bir gün rüyasında daha önce hiç gitmediği dağlar arasına kurulmuş bir şehirde yaşayan genç bir kız olduğunu görür. Mitsuha ise erkek olduğu bir rüya görecektir.
Yürüyen Şato, Hayao Miyazaki tarafından yönetilen Diana Wynne Jones'un aynı adlı kitabından uyarlanan Studio Ghibli yapımı bir animedir. Kitaplar aslında bir üçlemeden oluşuyor ilk kitabın incelemesini Instagram profilimde bulabilirsiniz.
Kendi halinde olan 18 yaşındaki Sofie, kötülükler cadısı tarafından 90 yaşında yaşlı bir kadına dönüşür ve bütün hayatı değişir. Kimse tarafından tanınmayan Sofie evini terkeder, ve yolculuğu onu sürekli yer değiştiren, içinde Howl isimli bir büyücünün yaşadığı bir şatoya getirir. Sofie nin üzerindeki lanet ancak bu şatoda çözülebilecektir.
Türkçe altyazılı fragmanını bulamadım ama bir ara TRT1'de studio ghibi'nin bazı animeleri yayınlanıyordu yani görmüş olmanız olası. İzlemek için tık.
Marnie Oradayken
Gerçekten. Bir sürü anime izledim animasyon izledim. Ama şu Studio Ghibi'nin kötü bir film yaptığını bir kez bile görmedim. O kadar güzel bağlanmış bir senaryo ki.
Hiç arkadaşı olmayan Anna bir gün evinin yakınlarında bulunan kum tepelerinin orada Marnie’yle karşılaşır. Marnie, insanlardan uzakta yaşamaktadır ve bataklıktaki eve yeni bir aile taşınınca Marnie ortadan kaybolur. Anna sahip olduğu bu tek arkadaşın peşine düşmekte gecikmez. İzlemek için tık.
Kurt Çocuklar
Dram filmlerinden gerçekten nefret ediyorum. Bunun tek sebebi ise çok sulu göz olmam sanırım.
On dokuz yaşındaki Hana üniversitede sessiz sakin kendi halinde bir gence aşık olur. Ve bir fırsat eşiğinde tanışırlar. Muhabbetleri ve aşkları ilerlerken bir gün evlenme kararı alırlar ve ardından Hana büyük bir gerçeği öğrenir. Eşi "Ookami" bir kurt adamdır ve türünün sonudur.
Ardından bir zaman geçer ve iki tane çocukları olur. Birine "Yuki" birine "Ame" derler. Yuki oldukça inatçı ve yaramaz bir kızdır. Ame ise tam tersi, oldukça sessiz ve ürkek.
Ve bir gün babaları ortadan kaybolur. Aradan geçen bir zaman sonra babalarını ölü bulurlar. Bunun üzerine hayatları git gide daha da zorlaşır. Ardından bir karar alan Hana şehirden uzak, ıssız bir dağ evine taşınır. Taşındıkları yeri benimserler ve güzel bir hayat sürerler. Fakat ortada büyük bir sorun vardır. Çocukları kim olduklarıyla ilgili sorular sorarlar, ve ne olacaklarına dair endişeleri vardır. Kurt mu, yoksa insan mı? İzlemek için tık.
Anime ile ilgili bilgim o kadar fazla ki hani bazen nereden başlayıp yazsam diye gerçekten çok bocalıyorum. Yine de bir bölüm daha bitti. Keyifli zaman geçirmeniz dileğiyle dünyalılar.