Bu yazıyı Ece Evren'e ithaf ediyorum.

 Genelde depresyonda olan (ve bir türlü çıkamayan) birisi olarak size bunları söylemek benim boynumun borcu. Çünkü bazen karşınızdaki insanın ne kadar kötü durumda olduğunu anlamayabilirsiniz ya da anlamak istemiyor da olabilirsiniz.

Fakat hiçbirimiz zaten ruhsal açıdan kötü olan birini daha da kötü hale getirmek istemeyiz. (Aramızda fitneler varsa başka tabi...)

TAKMA KAFANA


En yaygınıyla başlıyorum. Bakın, bana bu söylenince aynen böyle oluyorum:

(Sarkazm iğneleme demek. Kim çevirdiyse artık.)



Çok ciddiyim. Yani kimin söylediğine ve samimiyet dereceme bağlı olarak bazen içimden bazen direk söylüyorum. Ama 'Takma kafana, boşver.' gibi lafları kesinlikle ve kesinlikle kullanmayın.

Çünkü inanın bu hem karşınızdaki insanı sizden uzaklaştırır ve duruma göre o insan size salak muamelesi de yapabilir. Sakın yapmayın sakın. Hatta depresyonu bırakın, sorunu olan herhangi birine 'Takma ya, boşver.' demeyin. O insan da karşılık olarak 'Dilimi eşek arası sokaydı da anlatmasaydım.' derse öyle kalırsınız.

Sizin iyiliğiniz için diyorum valla.


DAHA KÖTÜ DURUMDA OLANLAR VAR.



Arkadaşlar yapmayın,etmeyin. Bu cümleyle başlayıp yetim çocuklardan girip evsizlerden çıkan birkaç tanıdığım vardı. Tanıdığım diyorum çünkü böyle saçma sapan şeyler söylediklerinden sonra görüşmeyi bıraktım. Tamam var hepimiz biliyoruz. Dışarıda kediler,köpekler aç, üşüyorlar. İnsanlar evsiz. Türkiye'de geçinmek zor. Ama ben (örnek veriyorum) kendimi öldürmeyi düşünecek seviyeye gelmişim karşımdaki kalkmış bunu diyor.

Kendim yerine karşımdakini boğardım heralde.

Bunun bir benzeri olarak 'Seninki de dert mi?' cümlesi de örnek verilebilir.


KENDİNİ FAZLA DİNLEME.



Anlamadıkları bir konuda bu. Dinlememe gibi bir olasılık yok. Düşünceler sel gibi akıyor ve hiçbirine odaklanamadan seni götürüyor. Bazen aynı şey kafamda binlerce kez yankılanıyor. Beyin resmen bir baz istasyonuna dönüyor. Bazen de durduk yere binlerce saçma sapan senaryo kurmaya başlıyor. Engelleyemiyor, önüne geçemiyorsun. Bu dediklerime aramızda anlayan mutlaka vardır. Çünkü depresyon Türkiye'de sanıldığından çok daha fazla yaygın bir durum.


HAYIRLISI BUYDU BELKİ DE.


Gene sinirlendim. Bir de bu tayfa var ki -genelde dindardırlar- beni deli eden tayfa. İnanın adamı dinden soğutur bu insanlar. 'Kalbini ferah tut, her şey olacağına varır.' Böyle cümleler söylenildiğinde bir çıldıran ben miyim acaba.


HERKESTE DÖNEM DÖNEM OLUR.


Hayır olmaz. Kimsede dönem dönem olmuyor. İnsan var ekmek elden su gölden, bir istediği iki edilmiyor, anne baba anlayış abidesi. Mesela bu arkadaş niye depresyona girsin?
Ama başka biri var. Hayatında bir sorun bitmeden diğeri başlamış bir sonraki geleceğini haberdar etmiş. Böyle insanlarda depresyondan çıkamıyor işte. Hem sorunlar hem de bu lafları söyleyenler yüzünden.

HERKESİN DERDİ KENDİNE BÜYÜK.


Bak yok böyle bir şey. Samimiyim bu konuda. Yaşıtlarım ve artı eksi dört yaş aralığı kesinlikle anlamıyor. Ama ben ne zaman kalktım elli atmış yaşında birine anlattım sorunlarımı ciddi manada üzüldüler. Ve ne kadar bulamasalar da çözüm bulmaya çalıştılar.
Birde bunu diyen arkadaşımın en büyük derdi istediği markanın makyaj ürünlerini alamıyor olmasıydı.
Ezbere konuşmuyorum. O arkadaşımın içini dışını biliyorum yani. Birine anlatınca da 'Yaaa onun sana söylemediği sorunları vardıır.' diye onu savunuyorlar duvara fırlatasım geliyor öyle insanları.

Yok öyle bir şey.


Bitirirken de şunları söylemek istiyorum. Dünyalılar sizden sadece depresyonda yada bunalımda olan kişilere karşı hassas davranmanızı istiyorum. Çünkü iyiliği için söylediğinizi sandığınız bir şey onu gerçekten intihara götürebilir. Bunun vicdan azabını kimse taşıyamaz.

Size birkaç tüyo. Kişiyi evden mutlaka çıkarın. Gerekirse sürükleye sürükleye. Onun sevdiği şeyleri yapmaya çalışın. Bunlar inanın söyleyeceğiniz birkaç cümleden daha yararlı olacaktır.

Bunların hiçbirini ezberden yazmadım hepsi bana bire bir en az beş yüz kez denen şeyler.

Sağlıcakla kalın.

(O değilde çok gereksiz bir yazıydı resmen)


Yıl -  dım.

Cidden.

Bayağıdır yazıp yazıp siliyorum. Çünkü ne yazsam inanılmaz depresif, dramatik ve boğucu oluyor. Sınıftaki bir arkadaşımla yaşadığım saçma sapan bir olayı kafama çok taktım bir iki haftadır. Gerçi şimdi bıraktım. (ımırımda dığılsınız mod: ON)

Çünkü ben saçma sapan bir sürü olayı kafama takıp kendime dert etmekle ünlüyüm.


Bu özelliğimden de vazgeçmeye çalışıyorum.

Beklediğim filmlerden biri vizyona girdi, (Gizli Güzellik) diğeri de bu hafta giriyor ve benim hiçbirine gidecek zamanım yok!

(Tüyap olayını farkedince aynen böyle oldum)

Sanki bu da yetmezmiş gibi TÜYAP kitap fuarı bu yıl finallerimle çakışıyor. Tam tarihlerinde değil ama sonlarına doğru daha çok indirim yapılıyor ve tam da son günlerinde finallerim var.

Sonra bir de ifşa oldum!

(ifşa olunca ben)

Şimdi ben bu blogu gizli tutuyorum. Yani kimseye demiyorum, kişisel hesabım başka vs vs. Nedeni de insanların beni sadece fikirlerimle, yazılarımda tanımasını istemem. Ama tabi kim olduğumu bulabilmek için Sherlock olmaya gerek yok. (ciddiyim) Bazı yorumlarda kendimden, ailemden, okuduğum bölümden söz ediyorum. Elbette bunları toplarsanız bir yere çıkarsınız ama abartmanın lüzumu yok tabi.


Ayrıca ben burada normalde çıkıp herkesin önünde söylemediğim hiçbir şeyi yazmıyorum. Söylemiyorum. (Gerçi söylemediğim şey yok inanılmaz dobra biriyim) Fakat öyle işte anonim kahraman takılıyorum.

Tabi benim üstün zekalı arkadaşlarımdan biri beni tesadüf eseri bulmuş. ( Eğer burayı okuyorsan şaka yapmıyorum. Ciddiyim.) Bu da beni artık yazdıklarıma dikkat etmeye itiyor. (Şaka şaka. Normal düzende devam rezilliklerimi anlatmaya devam edeceğim tabiki de.) (yazar burada gülüyor)

Boş kaldı buralar okuldaki olayı anlatayım bari. Benim vizelerden sonra beraber gezdiğim bir arkadaş grubum vardı. İşte bu gruptan bir kız kalktı bana 'Davranışlarından hoşlanmıyorum. Çok aşırısın.' dedi. Bende 'Madem hoşlanmıyorsun bulunduğun ortama girmem.' dedim. Evet, şu an beni yılın salağı seçebilirsiniz. Hayır neden 'Madem beğenmiyorsun yanımda gezmezsin.' demedim de kendimi ezik konumuna düşürdüm? Hiçbir fikrim yok. O anki ruh halime bağlıyorum. Bir de ben bu 'Dıvrınışlırın bızı rıhıtsız ıdıyır.' olayını en az iki yıla bir yaşadığım için 'Amaan.' diyip kestirip atıyorum.
(valla yıldım böyle salak saçma insanlardan)

Yoksa o kızı yerin dibine sokar mıyım sokarım. Benim arkadaşlarım o kız benimle konuştuğu için adam yerine koyup selam verdiler. Kendini bir şey sandı.


Pardon, kendimi kaptırdım. Zaten kızın düzgün bir kişiliği yok. Hatta kişiliği yok. Buna benzer olayı sınıfta 2 kişiye daha yapmış. (Eyy beni keşfeden sınıf arkadaşım, buraları okuyorsan bil ki ben çok uzaktayım... Şaka şaka. Valla haklıyım hiiç kusura bakma)

Gene çirkefliğim tutu. Neyse işte bu kız yüzünden bir yıllık arkadaşımla aramda bozuldu. (Dolaylı yollardan) Taktığım şey buydu. Fakat sonra döndüm dedim ki... (hayır Sıla'nın şarkısıyla devam etmeyeceğim)(yazar gülüyor) Nerede kaldım işte 'Ammann.' dedim. 'Benim ona verdiğim değerin onda birini bana vermiş olsaydı aramız açılmazdı.' İfşa olduğum arkadaşım da 'Yaa kanka ona mı kaldın biz varız. Boşveer.' diyince de olayı kapattım, paketledim.

Ve elbette finaller yaklaşıyor.



Öldürmeyen Allah öldürmez ya.

Kendinize iyi bakın Dünyalılar!

Dipnot: Mimlediklerimi kontrol ediyorum haberiniz olsun. Gözüm üstünüzde.


Gene uzak kaldım blogdan.


Ben söyleyeyim beş siz söyleyin yirmi küsür yazı yazdım buralarla. Ama ne yazılar. Yani bir okusa Allah korusun intihar eder.

Öyle depresiflikte. 


Ama bugün yine söve söve uyandım. Neden? Çünkü ben en ufak seste uyuyamam uyanırım ve evimizdeki 3 küçük ayıcık saat yedi de zınk ayakta. (Bağıra bağıra konuşuyorlar,tepiniyorlar aklınıza ne gelirse)

Tabi dört yıldır sevgili evebeynlerim bu öküzlüğü (abla uyurken sessiz olunur ayılaaar diye evde çığlık atıyorum uyanınca) düzeltmek namına pek bir şey yapmadılar. 

Bu ayrı hikaye buraya girersem çıkamam.

Neyse bu ayıcıklar İngilizce kursuna gittikten sonra bir iki saat uyudum. Uyanınca 'Ben napıyorum?' dedim kendi kendime. 

Evet gerçekten de hem yaşıtlarımdan hem de birçok kişiden zor olabilir hayatım ama bunun beni ezmesine izin vermemeliydim. 


Günde 12 saat uyumanın kime yararı vardı? Dersleri umursamamanın? Beş para etmez kişilikleri kafaya takıp okul hayatının son zamanını kendine zehir etmenin?


Üniversite sınavı yılım -ki bu lise 4 oluyor- hayatımın en zor ve en karanlık yılıydı. O kadar kötüydü ki okuma kitaplarımı elden çıkarmak zorunda kalmıştım zorunluluktan. 

Öyle kötüydü. 

Ama o yıl bile geçti. Ki şimdi yanımda Ruheşim var. O bana hem maddi hem manevi destek oluyor. Gelecek için bir umudum var. 

Hala neden depresifim ki?

(Umarım bu düşüncelerim devam eder. Normalde böyle düşünüp kararı alıp iki saat sonra tekrar uyuyup depresyona giriyorum) (Mayıs Yağmuru haklı tam pataklamalığım)(yazar gülüyor)

Çok konuştum,sadede gelelim. 

Bu bir mim değil ama bu blogda yapacağım ilk etkinlik olacak! (vays ne kadar heyecanlı dimi) 



2017'den Neler İstiyorsun? 

Sorumuz bu. Ama benim isteğim buna sizden olabildiğince fazla yazmanız. Oturun bir yarım saatinizi ayırın kalem kağıt alın kenara yazın.

Ne istiyorsunuz? Bir kitapta olabilir, kalem de. Mutluluk, sağlık. Ya da sevdiğine kavuşmak. Daha çok para...

Daha sonra görsellerle süsleye süsleye eğlenceli bir yazı yazın!

2017 bitişinde kim ne kadar ulaştı istediğine diye yeni bir yazı daha yazacaksınız, unutmayın bu yazıyı!

(yapmalarını istediğim kişiler bloglarına üstteki italik yeri yapıştırırsa yazıda yeni yapacak kişilere yol göstermiş olurlar. )

2017'den Neler İstiyorsun?


Başarı

Gerçekten oradan iki dal başarı alabilir miyim lütfen? Bu başarıyı her şeyde kabul ediyorum yeterki başarılı olayım. 

Kulüpte idari kurula da girmek olabilir. 

Aslında daha çok derslerimde başarılı olmak istiyorum ki şu sınıfta aramızın açıldığı birkaç kız ağzının payını alsın. 

Daha Fazla Renkli Kalem!



Instagram'da dünya çapında study blogger hesaplarına göz gezdirirken durmadan gözüme batan şu kalemler. 

Ama seti (set dediğim 5 tane) 30 tl olduğu için almıyorum. (Normalde acımam kalem olunca alırım ama güvenim yok 30 tl verip 6 ay kullanamazsam canım yanar) 

Ama ona o kadar para vermektense başka renkli kalemler almaya karar verdim! (Yine alacağım yani ehehe)

Ki-Tap 

İlk istediğim Otostopçunun Galaksi Rehberi Beşi Bir Yerde. Ya bunu o kadar uzun zamandır istiyorum ki size anlatamam. Bir türlü sıra gelmiyor ama. (sıra gelmemesinin nedeni sadece kredi ile benim kıyafet,yemek,eşya vs her şeyimi karşılamak zorunda olmam) 



İkincisi Lontano. Gerçi pek beğenmemiş çoğu kişi. Jean C. Grange' de bozdu diyorlar. 
Yine Grange'nin kitabı Kızıl Nehirler. Grange benim favori yazarımdır. Ve okumadığım ne kadar Grange kitabı varsa istiyoruuuum. (Ne kadar en popüler kitabını okumamış olsam da. Rezilim biliyorum) 

Bülbülü Öldürmek ve Gazap Üzümleri. Bu iki kitabı da hazırlıktayken çok sevdiğim bir hocam önermişti.

Kurt Gölü -John Verdon. Allah'ım bunu almam la-zım. Ben ki John Verdon kitaplarını daha kimsenin ruhu duymazken okuyan haberdar olan biri. (Bütün seri var elimde ehehe) Bunu almam lazıım.

Klasiklerden de olabildiğince çok. Ne kadar alabilirsem işte.

Miya Planner



Evet reklam gibi olacak farkındayım. Ama ajandaları çok seviyorum ve bunu çok ama çok istiyorum. Ama önceden farklı bir ajanda aldığım için tekrar almam israf olacağından dolayı almıyorum. Yine de istememe engel değil tabi.

Doların düşmesi 


Neden? Neden diye bir sorun. Şimdi karşınızda aliexpress delisi biri duruyor. Ve gelirim kıt olduğu için oradaki siparişlerim hep doların durumuna bakıyor. Yeni yıldan doların düşüp oradaki istek listemdekilerin hepsini almayı istiyorum.

Burs


Bir yerlerden burs bulabilsem çok rahatlarım aslında. Ya da düzenli gelecek bir para. 


Daha Az Depresyon ve Sorun



Bu yıl daha az depresif olmak istiyorum. Daha çok mutlu olmak istiyorum.  Ve şu hayatımdaki birkaç büyük sorunun eksilmesini istiyorum. Maddiyat sorunumun ortadan kalkması olur, okul kendimi sürüye sürüye gitmemem olur. (Aslında buraya yazamayacağım kadar çoklar)







Kitabımı Yarılamak.


En azından yarısını yazmak istiyorum. Yıllardır oralarda buralarda sürüklenen, benim başarısız olmaktan korktuğum (hatta emin olduğum)  için bir türlü devam edemediğim, göz ağrım olan kitabı yarılayıp değer bulmasını istiyorum.










Benim 2017'den istediklerim bu kadar. Peki Deep,Lila'nın Güncesi,Gazeteci N.G, Teo, Şeyda'nın Günlüğü, Kız Kardeşler Arasında, Aslıhan'nın Dünyası, Bir Küçük Elif Meselesi, Mayıs Yağmuru.

Sizin 2017'den istedikleriniz nedir?

Şimdi kendimi bir Otaku olarak sınıflandıramam. (Otaku:Çağımızda bu kelime evrim geçirip anime ve mangalara hayatını adamış, aşırı derecede hayranlık duyan, kişilere ya da antisosyal ve kendine özgü sebeplerden ötürü evden çıkmaya korkan bu yüzden değişik bağımlılıkları olan (kolleksiyonculuk,arşivcilik) kişiler için kullanılmaktadır. Kaynak: Vikipedi. Kelime hakkında daha fazla bilgi için üstüne tıklayabilirsiniz.) Fakat anime izlemeye yedinci yada sekizinci sınıfta başladım ki bu zamanda evimize internet bağlanışının ikinci senesi olmalıydı.



Benim tanışmam şöyle oldu ki aramızda bilenler var mı bilmiyorum TRT1'de bir dönem Ay Savaşçısı adlı bir anime Türkçe dublajlı yayınlanmıştı.(Hala biricik göz bebeğim animemdir Sailor Moon) Onu internetten izlemeye başladıktan sonra bunun çizgi filmden ziyade Anime olarak adlandırıldığını ve başka animelerinde olduğunu öğrendim.



(sulugöz,obur,tembel Usagi Sailor moon animesinin baş karakteridir kendisi)

Devamında Death Note'u izlemek yerine Hayao Miyazaki'nin animelerine merak sardım. Bunlar daha çok anime filmler. (Bunlardan başka yazıda bahsedeceğim) Geçen yıllarda emekli olmuştu kendileri ama bu yıl geri döndüğünü duyurdu. (Halaydan nefret eden yazar bu haberi duyunca odada halay çekti) Beklemedeyim tabi yeni animelerini.



Şu başlığın anlamına gelelim şimdi. Gel zaman git zaman isimlerini hatırlayamayacağım kadar çok anime izledim. (Yazar bol keseden atıyordu) Benden sakın 1-10 sıralaması yapmamı isteme yapamam Dünyalı. Nasıl bir anne çocukları arasında ayrım yapamıyorsa (yazar sallamaya devam ediyordu) bende animelerim arasında 'En çok bunu sevdim.' seçimi yapamam. (Ama cidden yapamam ya)

İzledikçe kafamda bir düşünce oluştu. Ve şu ana kadar hiç beni yüz üstü bırakmadı diyebilirim. Eğer ki bir animenin giriş (opening) ve bitiş (müzikleri) güzel, anlamlıysa anime güzeldir. (bu teori dizi animelerde geçerlidir)

Aşağıda örneklendireceğim. Anime kusmaya hazır olun!


(yazar)(temsili falan değil)

Sevdiğin bir konu hakkında yazmak çok zevkli ya.

Şimdi bu galiba en çok emek sarfettiğim yazı olacak. Aşağıya spoilersiz konularını, resimlerini ve tabiki kendi düşüncelerimi üstüne yetmezmiş gibi izleyeceğiniz bağlantıları ekleyeceğim.
Umarım faydalı olur.

Yukarıda anime izlemeye Hayao Miyazaki'nin film animeleri ile başladığımı söylemiştim.Oradan yazmaya başlayınca cidden uzuyor yazı bu yüzden film anime tavsiyeleri için devam yazısı yazacağım.

      (Bazı animeleri izlerken aynen böyle oluyorum 'Alın canımı yeter ki o karakteri öldürmeyin)
( Yazar gülerken sandalyeden düşme tehlikesi geçiriyor)

Fullmetal Alchemist:Brotherhood

Bir efsaneyle başlayalım. Şimdi konusundan önce ben FMA gibi bir efsaneyi izlemeyi gerçekten çok erteledim. Siz yapmayın gülüm. Ben ettim siz eylemeyin. Valla pişmanım. (Yazarın gözyaşları göl oldu bi sn) Beni instagram'da takip edenler bilir seriyi bitirdiğim halde dönüp dönüp izliyorum.


 (Bu saatten Aliexpress'te var!!! Pislik dolar bir düşse alacam. Hemde siyahı. İçindeki yazı da aynen yazıyor)

Şimdi bir de bir konuya açıklık getirelim. Bir Fullmetal Alchemist var bir de Fullmetal Alchemist:Brotherhood var. Ben Brotherhood'u öneriyorum. İlk onu izlememden ziyade sonu daha tatmin edici oldu benim için. Brotherhood (bildiğim kadarıyla) FMA'nın mangasından uyarlandı. Diğeri ise mangadan esinlenerek yapıldı. 


Diğerini önermiyorum çünkü hem sonu tatmin edici değildi, hem Gerçeklik Kapısı'na çok az deyinilmişti. Üstüne Simya'daki ana kuralın ihlal edilebileceğini vurguluyordu -ki bu bana göre aşırı saçmaydı. Sevdiğim nokta ise her Homonculus'un ayrı ayrı hikayelerine değinmeleriydi. Fakat gerçekten konuyu oturtamamışlardı. Ve giriş-bitiş müziklerini de beğenmedim. (yazar somurtuyor)
Oysa Brothehood'un müzikleri.. (ve yazar opening açmaya gider)


Brotherhood'da konu çok daha oturaklı bitirdiğiniz zaman sümüklerinizi silerken 'Vay anasını bee!' diyebileceğiniz bir anime. Yalnız gençler ortalarda bir bölüm var orada çok ağlayacaksınız diyim baştan. 'Nasıl olur yaaa!' diye evde çığlık atmıştım o bölümde. (Bilmece gibi konuşuyorum yav)


“İnsan bir şeyleri feda etmeden hiçbir şey elde edemez,
Bir şeyi elde etmek istiyorsan ona eş değerde bir şey sunmalısın,
Bu simyanın eşdeğer değiş-tokuş prensibidir.”

Favori karakterim Roy Mustang. (Yazarın gözleri kalp şeklini aldı ve bayıldı) Ateş simyası kullandığından başlarda seviyordum. Ama daha sonra stratejisini falan öğrenince (hayır aşık oldum demicem) daha çok sevdim. Gerçi Edward'ın Sensei'si de çok cool. Öyle tatlı bir kadın yok ya. Binbaşının harika kız kardeşi de var. ALLAH'IM SEÇEMİYORUM!!!!

(Karakterleri hatırlayınca ben)

Konusu: Elric kardeşler Edward ve Alphonse ölen annelerini diriltmek için simyaya başvururlar. Ama insan ruhu ile değiş-tokuş yapılacak eş değerde bir şey bulunmamaktadır. Deney sırasında büyük kardeş Edward bacağını, küçük kardeş Alphonse ise bedenini kaybeder. Edward elindeki son çareyi kullanıp Al’ın ruhunu bir zırha bağlamayı başarır ama bu esnada da kolunu kaybeder. İki kardeş annelerini diriltmenin imkansız olduğu büyük kayıplardan sonra anlar. Automail sayesinde mekanik uzuvlarına kavuşan Ed, kardeşine olanların kendi suçu olduğuna inanır. Al'ın bedenini geri almak ve simyayı daha da iyi öğrenmek için Elric kardeşler evlerini yakıp bir yolcuğa çıkarlar. (Kaynak:TürkAnime)

Türü: Doğaüstü Güçler,Macera,Dram,Aksiyon


Akame ga Kill!

Bakın uyarıyorum. 'Hiçbir karaktere bağlanmayın!!' Çok ciddiyim. Kime bağlandıysam elimden alındı. Ben bu kadar acımasız bir anime izlemedim hayatımda. Ve hiçbir şey göründüğü gibi değil!!! (Spoiler vermemek için kendi yırtan yazar varmış burada)  Bir ara Ruheşim'i aradım 'Ne biçim anime önerdin sen ya bana .... de öldüüüü!' diye zırlamaya başlamıştım. (Evet bu kendilerinin önerisidir) 


Acımasızlığı dışında hayatımda izledim en harika dövüş sahnesine sahip. (Buraya ekleyeceğim isteyenler izlesin ama spoiler takınlı iseniz izlememeniz tavsiye edilir) Bu arada sakın 'Ya bu ölemez,saçmalamayın demeyin ölüyor. (Yazarın suratınta pis bir gülümseme var)
Akame'nin et sevdası yüzünden canınız et yemeği isteyebilir.


Giriş ve bitiş müzikleri yine harika anime bittikten sonra onları izleyip altyazıları okumayı şiddetle öneriyorum!!
(Bahsettiğim dövüş sahnesi)

Konu: Tatsumi, kırsal kesimde yaşayan genç ve güçlü bir savaşçıdır. O ve 2 arkadaşı fakir köyleri için para kazanma hayali ile imparatorluk başkentine doğru yola çıkarlar. Ancak, büyük umutlarla geldikleri başkent, hiç de düşündükleri gibi çıkmayacaktır. Başkentin acımasızlığı ile yüzleştikten sonra hiç de düşündüğü bir yer olmadığını anlayan Tatsumi'nin yolu, bir olay sırasında Akame ve Night Raid adlı suikast örgütü ile kesişir. Bu bozulmuş topluluk karşısındaki devrimcilerin suikast kolu olan Night Raid'e katılma kararı alan Tatsumi, artık Night Raid'in yanında başkente karşı savaşacaktır.

Night Raid, görevini kötüye kullanan, halka zorbalık yapan insanlara suikast düzenlemeye devam ederken, tüm bu her şeyin başında olan başbakan Night Raid'e karşı en iyi askerlerinden oluşan bir grup kurar: Jeagers (Avcılar). Night Raid ile Jaegars'ın kapışması hiç de kolay olmayacaktı.(Kaynak:TürkAnime)



Türü: Aksiyon,Macera,Fantastik

GoSick

Sherlock sevenler bir el kaldırsın bakalım. (Yazarın eli tavana değiyordu)  Sherlock'un bir davayı takır takır çözmesini sevenler bu animeye bayılacak. Başlarda gayet masum bir dedektiflik animesi olarak ilerlerken bir bakıyorsunuz kendinizi muhteşem bir senaryonun içinde buluyorsunuz.


Gerek konusu,gerek ilerleyişi gerek de finali olsun beni etkiledi gerçekten. (bu anime de Ruheşim'in tavsiyesidir) Bitiş müziklerini dinlemeyi unutmayın!
Ve animeyi izledikten sonra canınız şeker dahil şekerli bir şeyler ve yuvarlanmak isteyebilir. (O ara öyle bir şeker krizine girmiştim ki gidip o ülkerin minik minik şekerlerinde bir paket alıp oturup kendim yemiştim)



Konu:Hikaye 1924 yılında, küçük bir Avrupa ülkesi olan Sauville'de geçer. Japon ordusunda yüksek rütbeli bir askerin 3. oğlu olan Kujo Kazuya yüksek notları sebebiyle Sauville'nın en itibarlı okullarından biri olan St. Marguerite Akademisi'nde okumaya hak kazanır.
Okulda şehir efsaneleri ve korku hikayeleri çok yaygındır. Kazuya da yeni arkadaşlarıyla daha rahat yakınlaşabilmek için kütüphaneye giderek korku hikayeleri araştırır. Kütüphanede Victorique adlı gizemli bir kızla tanışır. Victorique, Kazuya ile aynı sınıfta olmasına rağmen sınıfa hiç gelmez ve vaktinin tamamını kütüphanede kitap okuyarak ve kimsenin çözemediği cinayetleri çözerek geçirir. (Kaynak:TürkAnime)

Türü: Gizem,Korku(ben korku olduğuna katılmıyorum),Okul. (Bence dedektiflikte)

Angel Beats!

Finalinde beni zırıl zırıl ağlatan animelerden birisi daha. Gerçekten peçeteleri hazırlayın. (Daha söyleyecek başka bir şey bulamadım) Güldüğünüzden fazla ağlayacaksınız.


Konu:Ölümden sonraki hayatta geçen hikâyede, makul olmayan hayatlar sürmek zorunda kalan insanlar, öldükleri zaman kaderleri yüzünden Tanrı’ya  isyan ederler. Yurippe adlı bir kız tarafından yönetilen isyancıların  hepsi SSS’e (Shinda Sekai Sensen/Dead World Battlefront) aittir ve Tanrı’ya isyanlarında meleklere karşı olan savaşları anlatılır.



Türü:Doğaüstü Güçler

Himouto!Umaru-Chan

Depresyonda mısınız?
Canınız bir şeylere mi sıkkın?
Kesinlikle bu animeyi izleyin!

(Reklam gibi giriş oldu bu ne biçim iş)


Gerçekten anti-depresan özelliği taşıyan animelerden biridir kendileri. Kendisini nasıl keşfettiğimi hatırlamıyorum ama her bölümü en az yirmi kez izledim. (şaka yapmıyorum)


Dikkat dikkat bu anime size inanılmaz derecede abur cubur yeme özelliğine sahiptir. Kontrolsüz izlemeyin! (İzlediğim o ara bu aile boy lasylerden 2 paket ARD ARDA bitirdiğimi biliyorum. 1.5lt coca cola zero ile. Bknz:Midemi nasıl bozdum,neden bozdum.)

Konu: Umaru, ağabeyi Taihei ile birlikte şehirde yaşayan, 16 yaşında popüler ve güzel bir genç kızdır. Dışarıdan bakıldığında, yumuşak kalpli ve de ilgilenen bir kız kardeş gibi görünmektedir, fakat evde gerçekte nasıl biri olduğunu kim bilebilir ki? Evdeyken tek yaptığı şeyler uyumak, oyun oynamak, televizyon seyretmek, abur cubur yemek ve de kola içmektir... Bütün ev işlerini ağabeyine yaptırmaktadır.

Arkadaşları eve süpriz ziyeretine gelip "gerçek Umaru'yu" görecek olursa diye kendine bir kamuflaj geliştirmiştir. Herkese kendisinin Umaru'nun küçük kız kardeşi olduğunu söylemektedir. Taihei, kız kardeşinin bu ikili tutumu arasında gidip gelsede, komik ve de sevecan küçük tatlı kız kardeşinde nefret edemez.


İzleyelim bakalım diyorsanız tık.

Daha izlediğim ve size anlatmak istediğim çok anime var fakat bayağı yoruldum.(Yazar sıcak kalorifere sarılıp uyukluyor)


Şimdilik bu kadar olsun. Eğer istek gelirse part 2 'sini tabiki sizden esirgemem. Uzun zamandır yazı yazmıyordum farkındayım. (Bana neler oluyor yaaa) Bir şekilde arayı kapatacağımı umuyorum.


(Kapatamadı) Kendinize iyi bakın dünyalılar!