Se-lam! Sevgili dünyalılar....

Beni Instagram'da (@yalnizamaozgur) takip edenler bilir geçtiğimiz hafta ilk iş deneyimimi edindin.
Yarı zamanlı işler beni epey bir korkuttuğundan dolayı ilk önce dönemsel işlerle başlamak istemiştim uzun zamandır. Fakat bir türlü denk gelmemiş, ayarladığımız işlerde daima bir terslik çıkmıştı.
Geçen hafta şeytanın bacağını kırdık!


Çalıştığım stant  belediyeye aitti. Bize verilen görev ise müdürlere servis yapmak. Yani evinize gelen misafirlere ikramlarda bulunmak, boşları toplamak, etraftaki çöpleri arada toplamak, bir ihtiyaçları var mı diye sormak...

Çok zor bir işe benzemiyor değil mi? Değil zaten. Fakat şöyle bir sıkıntı var ki bedava yiyeceği, içeceği gören herkes kendini müdür ilan ediyor. Ciddiyim. Şimdi üstleriniz size 'Onlara servis yapmayacaksınız.' diyorlar sizi ortada gören diğer personeller sizden bir şeyler istiyor. Yapılacak şey nedir?

Sizin yetkili olmadığınızı açıklamak. Evet bu kadar basit. Hızlı şekilde düşünmeli ve hızlı şekilde çözmek gerekiyor bazı sorunları.

Fuar alanı bizim eve çok uzak değildi. Yarım saatlik yol mesafesi. İşte zor değil. Ama benim ayaklarım çok ağrıdı. Neden çünkü patates Elena hayatının uzun bir süresini bilgisayar başı veya yatağında geçirdiği için hareket etmek ona zor geliyor.


Fakat bittiğinde döndüm dedim ki 'Arada yaparım ben bu işi la.'

Böyle işte. Kazandığım paranın bir kısmını bir aydır gitmek istediğim butik pizzacıda ruheşimle gömdük.




Bir kısmını yine Instagram'da takip edenler bilir çok uzun süredir istediğim hatta 'İlk Etkinlik. Mim mi Deniyordu Buna?' yazımda da bahsettiğim kalemleri aldım. SONUNDA.

Eheheh bu arada bunlar son kalem alışverişlerim. Çok ciddiyim! Çünkü minimalizm ne kadar sevdiğim bir şey olsa da bu kadar kaleme bu kadar para harcamamı hoş karşılayan bir ideoloji değil.


Bir de son olarak okulumda harika bir yer buldum! Bir ara işim devlet konservatuvarının oralara düştü. Neyse gezinirken konservatuvarın arkasında biraz büyük bir çimenlik alanının olduğunu gördüm. Fakat işin harika yanı alıştırma yapan öğrencilerin müzik aletlerinin sesiyle ziyafet çekebiliyorsunuz.

Videosunu Instagram'a koydum.


Bu arada sevgili dünyalılar geçen senenin sonunda yaptığım mim vardı. '2017'den Beklentilerim' adlı. Aralık ayının sonu gibi o beklentilerin hangilerinin gerçekleştiğini hangilerinin neden gerçekleşemediğini yazacağım umarım. Benimle o mimi yapanların da aynısını yapmasını tavsiye ederim. Ve ardından 2018'den beklentilerim gelecek.

2018 hakkındaki düşüncelerimi sonra konuşuruz. Çünkü zannımca korkutucu bir yıl beni bekliyor. Ve ben korktucu diye deliğe kaçmaktansa daha zor kararlar alıp kendimi iyice sıkıştırmayı planlıyorum.

Hepsini anlatacağım Dünyalılar. O zamana kadar kendinize iyi bakın! Bir de x yaşından önce x madde şeklinde hedef koyanlar varsa kendilerine bunun yararlı olup olmadığı hakkında bir yorum bırakabilir mi acaba? Bende yapmak istiyorum fakat biraz korkuyorum açıkçası.

Kendinize iyi bakın Dünyalılar!
Mer-ha-ba Dünyalılar! Eylül Gözdelerim (okumadıysanız tık.) yazımda bahsettiğim Japon Kroketi tarifi ile geldim bugün.


Anime izledikçe ve o animelerde çizilen o yemekleri gördükçe Japon yemek kültürüne iyice kafayı takmıştım. Geçmiş zaman ekini kullansam da hala takıntılıyım gerçi. Bir de benim tasty, tastamade gibi siteleri ve onların videolarını aşırı derecede takip ediyorum. Çekim teknikleri acayip hoşuma gidiyor. Örneğin;




Evet, evet hepimiz biliyoruz bunu değil mi? Biliyoruz ama anlatamıyoruz. Neyse geçen gün yine karnım guruldamasını bu videoları izleyip arttırırken daha önce animelerden defalarca gördüğüm ama çok üstüne düşmediğim bir Japon yemeğine rast geldim. Gerçi buna yemek mi denir atıştırmalık mı denir emin değilim pek. (bu arada resimlerin kalitesizliği için üzgünüm mutfak küçük epey ve ben hızlı yemek yaptığımdan düzgün fotoğraf çekemedim)


Japon Kroketi ve Tartar Sos


Malzemeler:

Harç için:
3 orta büyüklükte patates
1 çay kaşığı tuz
½  doğranmış yeşil soğan (isteğe bağlı ben eklemedim kardeşlerim soğandan hoşlanmıyor diye)
Üç parmak kalınlığında küp küp doğranmış Salam (Alternatif olarak beş altı tane sosiste kullanabilirsiniz)
½  Kase küp küp doğranmış kaşar peyniri (Ben yine rendelenmiş kullandım fakat peynirin içinde erimiş halde olmasını istiyorsanız küp küp doğramanız daha iyi olacaktır
1çay kaşığı tuz
un
2 çırpılmış yumurta
Ekmek (panko) kırıntısı (galeta unu da olur) 

Tartar Sos İçin;

2 tane kornişon turşusu (orta boy)
1 adet haşlanmış yumurta
1 yemek kaşığı limon suyu
3 yemek kaşığı mayonez

Yapılışı


İlk önce haşlanmış patateslerimizi bir çatal veya patates ezici yardımı ile eziyoruz. Ezdikten sonra sütümüzü ekleyip baharatlandırıyoruz. Bu bizim temelimiz olacak.

Ardından sosisleri, soğanları doğruyoruz. Şimdi burada eğer patatesin içinden peynirin erimesini istiyorsanız küp küp fakat biraz daha kumpir misali olmasını istiyorsanız peyniri rendelemelisiniz. Peynir olarak kaşar peyniri, mozarella ya da çedar kullanabilirsiniz.

                                                                    
Ardından hepsini güzelce karıştırıyoruz. (Baharatları unutmayın!) Karışımı bir kenara koyup üç ayrı tabak ayarlıyoruz. Birine biraz un, diğerine ekmek kırıntılarını en sonuncusuna da iki yumurtayı kırıp güzelce çırpıyoruz.


Karışımımızı tekrar alıyoruz ve avuç içimiz büyüklüğüne kroketlerimizi şekillendirip kenara koyuyoruz.

  
Harcımızı bitirdikten sonra kroketlerimizi ilk önce una buluyoruz. Buladıktan sonra bir elinizden diğer elinize hafifçe alıp üstündeki fazla unları silkelemeyi unutmayın yoksa yumurtaya bulanması zorlanır. Una buladıktan sonra yumurta kasemize alıyoruz ve iki çatal yardımı ile önü ve arkasını güzelce yumurtaya buladıktan sonra ekmek kırıntısına buluyoruz.

Burada dikkat edilmesi gereken iki nokta var. İlki fazla unun alınması. İkincisi ile elinizi hem yumurtaya hem una hem ekmek kırıntısına bulamamanız. Bularsanız parmak uçlarınızda hamurlaşır. Bu yüzden ya birini yardıma çağırın ya da iki çataldan yaralanın.



Ardından Kroketlerimizi altın rengi olana kadar kızartıyoruz.


Tartar sos ise deniz ürünleri, kızarmış tavuk ile harika giden bir sos. Yumurtayı ve kornişonları küp küp doğradıktan sonra malzemeleri karıştırmanız yeterli oluyor.


Afiyet olsun!

Deneyenler ve denemek isteyenler yorum bırakmayı unutmasın. Bu tamamen benim uyarlamamdır. Bu arada şu sıralar bayılarak yediğim ev yapımı tavuk döner tarifim var. Yine farklı tariflerden alınıp birleştirdiğim bir tarif. Epey de pratik. Onu da yazmamı isterseniz lütfen yorumda belirtmeyi unutmayın dünyalılar!
Biraz geç kaldı farkındayım. Hatta kedili ayraçlar dün geldi geçen ay için bir şeyler bulmakta gerçekten zorlandım.

Van Gogh Maskeleme Bandı



 Yine bir Aliexpress ganimeti. Ama ba-yıl-dım.

Kedili Kitap Ayraçları


Bu kadar çok almamın sebebi bazı arkadaşlarıma hediye topluyorum. Ufak ufak bir sürü sevimli şeyler. O kutuların içine birer ikişer atabilirim diye düşündüm.

Kalp ve Beyin




Karikatür kitapları daha fazla çevrilsiin. O kadar eğlenceli ki. Eylül Gözdelerimde (okumak için tık.) çok beklediğim başka bir karikatür kitabını anlatmıştım. Aslında ikisini birlikte aldım. Ama hepsini bir aya yığarsam -muhtemelen- diğer aya yazacak bir şey bulamayacaktım. Böyle her ay birini yazmış olmam en mantıklısı oldu.

Marinara Sosu



Sosu aslında dün yaptım. Dün yedim. Ama Instagram'dan o kadar çok tarif isteyen oldu ki buraya atmak biraz mantıklı geldi açıkçası. (Aşağıda söyleceğim favori aşçımın sosundan da esinlenmiş olabilirim birazcık)

Marinara Sos Tarifi:

Malzemeler:

2 kase domates püresi yada  kabukları soyulmuş dilimlenmiş 2 büyük boy domates
1 küçük boy küp küp doğranmış soğan
1 yemek kaşığı ketçap
½ yemek kaşığı biber salçası
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı karabiber 
1 çay kaşığı kimyon
1 çay kaşığı kekik
1 çay kaşığı kuru nane (ya da bir dal taze nane)
1 tatlı kaşığı pul biber (isteğe bağlı)
1 orta boy ezilmiş sarımsak


İlk önce tenceremize üç tatlı kaşığı zeytinyağı koyup harlı ateşte biraz ısınmasını bekliyoruz. Isındıktan sonra küp küp doğranmış soğanlarımızı ve sarımsağı atıp iki üç dakika kavuruyoruz. Bu sırada diğer malzemeleri (evet geri kalan hepsi) bir kapta karıştırıyoruz. Daha sonra kaptaki domatesli karışımımızı tencereye atıyoruz. Taze domates kullanıyorsanız domatesler eriyene kadar, kışlık domates püresi kullanıyorsanız baharatların kokusu burnunuza gelene kadar pişiriyoruz. Eğer elimizde el blendırı var ise ocağı kısık ateşe alıp sos turuncuya dönene kadar blendırla sosu çekiyoruz. Eğer yok ise ocağı kapatıp karışımı mutfak robotundan tamamen püre haline gelene kadar geçiriyoruz.

Ve ta ta ta taaam.

Sosun resmi yok çünkü tarifi buraya koymak biraz ani gelişti. :(


Byron Talbott


Kendisi harika ve mükemmelliyetçi bir aşçı. Videolarını izlemenizi tavsiye ederim. Ben hipnotize oluyorum resmen izlerken.

İşte böyle Dünyalılar. Bu aylıkta bu kadar. Yukarıda denediğiniz ya da yaptığınız bir tanesi olursa bana yorum atmayı unutmayın! Kendinize iyi bakın.


#hayatadairelestiriler Elena’nın yaşamı boyunca üstünde çok düşündüğü fakat bir o kadar az kişi ile paylaştığı, genelde susup içine attığı düşüncelerin çığlıklara dönüştürülmüş halidir.

Asimilasyon :Fr. assimilation
a. (l ince okunur) biy. 1. Özümleme. 2. db. Benzeşme. 3. top. b. Farklı kökenden gelen azınlıkları veya etnik grupları, bunların kültür birikimlerini, kimliklerini baskın doku ve yapı içinde eriterek yok etme sürecinin sonu.

Kaynak: Güncel Türkçe Sözlük

     Ekim ortasından Aralık sonuna kadar olan süreçte dünyada birçok ülkede Cadılar bayramı ve Noel hareketliliği başlar. Tabi ki bizim ülkemizde de ama aynı manada değil. Herkes işin eğlencesine bakarken her şeyi çok ciddiye alan ülkemizde önüne gelen bu tür bayramların kutlanıp kutlanılmamasının caiz olup olmaması ile alakalı açıklama yaparlar bazıları ise bunun bizi kendi kültürümüzden uzaklaştırıp onların kültürüne asimile etmeye çalıştıklarını, bizim bu şeytani oyuna sakın ama sakın düşmemiz gerektiğini söylerler.

    Ben daha epey küçükken yılbaşı yaklaşınca evde farklı bir şeyler yapmak isterdim. Gerçi bundan da önce her sene sınıfta hediyeleşme çekilişi yapılırdı ve sevgili babam benim buna katılmama izin vermezdi. Evde bir şeyler yapmak istememin sebebi benim için her geçen biten zorlu yıldan sonra yeni yıla daha mutlu girebilmekti. (Aklınızı berraklaştırmak adına: ne bileyim yılbaşına özel bir yemek ya da saat onda uyumak yerine ailece on ikiye kadar televizyon izlemek gibi en azından kendime minik bir şeyler alınmasını isterdim. Yani bir çocuk için bile çok fazla beklentim yoktu benim. Ailemin kapasitesinin farkındaydım çünkü) Ama ben ne kadar bu kadar sevimli düşüncelere sahip olsam da her sene aldığım nutuk aynıydı. Değişmezdi, değiştirilmesi dahi teklif edilemezdi.

‘Bizim gelenek ve göreneklerimizde öyle bir şey yok.’

Şimdi insanın senin eğer bir çocuğu mutsuz edecek ve umutlarını kırabilecek düşüncene ve geleneklerine tüküreyim diyesi geliyor.

Bir kere gelenek görenek nedir? Neden yapılır? Dinle olan alakası nedir? Bunlara bir hakim olmak lazım.

Bakış açısı azizim. Bakış açısı çok önemli.

Şimdi ilk araştırdığım şey (o zamanlar) Noel ve yılbaşının aynı şey olup olmadığını bulmaktı.

(Noel, her yıl 25 Aralık tarihinde İsa'nın doğumunun kutlandığı Hristiyan bayramıdır Yılbaşı da hepimizin bildiği Aralığın son günü yani alaaaaaakası yok)
Aslında olay ne biliyor musunuz sevgili dünyalılar. Asimile olmak falan değil.Bu kavramın gerçek olduğunu ve tarihte birçok örneğinin olduğunun da farkındayım.

“Beyaz adam geldiğinde, bizim topraklarımız, onların ellerinde İncil vardı. İncil’i verip bizi uyuttular; gözlerimizi açtığımızda İncil bizim elimizde, topraklarımız onlardaydı”

Jomo Kenyatta


Olay sadece eğlenmek. Uyarlamak ve eğlenmeye neden çıkarmak.

Sergül Kato’yu bilenleriniz bilir onun Japonya vloglarını gözlerimi kocaman açarak izliyorum. Orada kaç kez şahit oldum kaç kez anlattı. Japonların da cadılar bayramı ya da Noel geleneği yok fakat bu zamanlar geldiği zaman bütün alışveriş merkezleri süslenir yani neredeyse Amerika’da yapılanın aynısı. E bu demek onlar da mı asimile oluyor? Ki asıl ABD’ye düşman olması gerek devlet Japonya’dır Hiroşima’yı unuttular mı sizce? Ya da bu unutulabilecek bir şey mi?

‘İşte bu düşünceler hep kapitalizmin oyunları madem geleneğin göreneğin değil neden harcama yapacaksın..’cılar gelmeden onların da laflarını ağızlarına tıkayım. Neredeyse üç aydır minimalist yaşamayı hayat felsefesi haline getiren birine masraftan, müsriflikten bahsetmeye kalkma arkadaşım o ağzını yırtarım. Kaldı ki Minimalizm akımı resmen kapitalist düşüncenin düşmanı gibi bir şey. Burada kalkıp evini süsle, gereksiz alışveriş yap demiyorum ben. Sadece eğlen.

Size kimse İsa’nın doğum gününü kutlayıp Kiliselere gidin demiyor. Ki zaten olayımız da o değil. Sevgililer günü, anneler günü, babalar günü benim gözümde sadece birilerine hediye almak için üretilmiş bahaneler. Hediye kötü bir şey de değil kapitalizmin oyunu da değil. İnsanları mutlu etmek zor değil, cidden. Bir şeyleri kırmak çok kolay. Özellikleri insanların yaşama umutlarını. Yapıcı olmaktır zor olan. Ben ne insanlar gördüm kendini Müslüman olarak takdim edip sırf insanların birbirlerine hediye aldıkları günde onlara kafir muamelesi yapan.

     Sırf cadılar bayramı makyajı yaptınız diye ya da yılbaşında arkadaşlarınızla hediyeleştiniz diye Hıristiyan olup asimile olmuş olmuyorsunuz.

Vallahi!

Merhaba dünyalılarım. Başlıktan da anlayabileceğiniz gibi yılın en en çok sevdiğim (!) zamanlarından biri geldi. YİNE.

(Zaten @elena.studies  hesabımı takip ediyorsanız bir haftadır ağladığımı görüyorsunuzdur😂)

Kalbim bir taraftan alttan aldıklarıma bir taraftan şu an gördüğüm ve bir taraftan da gelecek derslere ağlarken sanırım kitaplar ve fotokopiler arasında boğulmuş olarak yazacağım bir gün. 

Hatta şöyle bir acı durum var hem beş kredilik hem de yedi kredilik bir de iki kredilik üç dersimin vizesi aynı gün. Heralde haftaya perşembe günü beni okuldan ambulans ile götürecekler eve.


Onun haricinde sporu bıraktığım gibi bir koli tutku ve pop kek sipariş ettim. Hayatıma minik bir panda olarak devam edeceğim gibi gözüküyor. Hatta ilk hedefim evden yuvarlanıp okula gidebilmek. (Ne kolisi ya diyorsanız aha şu yazıma bakarsanız bunun bir benzerini sipariş etmiştim)


Sonra bir de sınıftan üç arkadaşıma ifşalandım mı diyeyiim yoksa beni sıkıştırdılar söyledim mi diyeyim. Öyle bir şeyler. (BURADAN ONLARA SELAM SÖYLEMEK İSTİYORUM AJUN ABİ.)

Bu aralar bir şeyler vardı epey ama.. unuttum şimdi. Neyse şu vize haftası dolasıyla benim yazılarıma yorum yapan değerli dünyalılarımın yorumlarına dönemeyeceğim ve bir süre blog okuyamayacağım. Ama dönünce sizi yorumlara boğacağım.

Söz!

Kendinize dikkat edin dünyalılar!

Bu arada çekilişe katılmayı unutmayın!!

Buyrun tık.
Şimdi söyleyeceklerimin hepsi meclisin dışındadır o yüzden eyy blog arkadaşlarım beni linç etmeye kalkmayın.
Neredeyse iki yıldır burada bir yıldır da İnstagram'da aktif şekilde bloggerlık yapmaktayım dermişim. Zamanlar doğru ama cümleyi öyle devam ettirmek saçma olmadı mı ya. Bu kadar uzun zaman buralarda takılınca epey insan gözlemlemeye fırsatım oldu. Şimdi huzurlarınızda hiç haz etmediğim blogger tipleri!


Fenomenliktegözümyokamaolsadafenaolmazımcılar




Ayırt edici özellikleri paylaştıkları gönderiyi defalarca her alanda tekrar ve tekrar 'Yeni yazıııı, yeni videooo, yeni gönderii' şeklinde paylaşmaları ve yeterli etkileşimi alamadıkları zaman öleceklerini düşündüklerinden onları keyifle takip eden kişilere her seferinde 'Ytr ya bu kdr kişi göryr bu beğniyi mi hak edyrm ben!! Kptcm blogu!!!' gibi tehditler savurarak hayatı zindan ederler.


Ömürleri çok uzun değildir. Zira bu kadar tehdidi kaldıramayan takipçi 'Takibi bırak' butonuna basmaktan hiç çekinmez ve kendini bu işkenceden bir an önce kurtarır. Takipçilerinin giderek azaldığını ve tehdidlerinin bir işe yaramadığını fark eden fenomenliktegözümyokamaolsadafenaolmazımcılar kendilerine bunu yediremezler ve büyük bir kısmı blog hesaplarını (instagram için) kişisel hesaba çevirirler.


Emekveriyoruzuslar

Emekveriyoruzusların en göze batan özelliği sürekli çektikleri onlarca fotoğrafları onları takip edenlerin gözüne sokmalarıdır. Bloglarında sürekli 'Ben bu kadar zaman harcıyorum bir beğenip, yorum yapmaya, paylaşmaya üşeniyorsunuz.' demeleridir. Kendi çevrelerine de aynı fikri sürekli empoze etmeye çalışmaları çok rastlanılan bir tavırlarıdır.


Emekveriyoruzuslar'a yapılması gereken en mantıklı şey yaptığı hobiyi seven bir grup blogger tarafında kenara çekilip linç edilmesidir. Yoksa nesilleri kolay kolay tükenmez ve susmazlar da. Sadece kendileri emek veriyormuşçasına davranmayı severler.


Beleşmalalmakiçinkırktaklaatangiller



Bu türe mensup üyelerin yaptığı işle, yazdığı yazılarla, yazım kurallarıyla uzaktan yakında bir ilişkisi olmamakla birlikte bloggerlığı 'bedavaya ürün almak' olarak tanımladıklarından ötürü buldukları her firmaya günlerce aynı yazıyı defalarca atıp firmayı canından bezdirme kapasitesine sahiptirler. Genel özellikleri sürekli popüler kültür olmuş kitapları okuyup (ya da okumuş gibi yapıp) hiçbir fikri olmasa bile durmadan övüp kahvenin, çikolataların yanında fotoğrafını koymak olmakla birlikte aynı zamanda bir mantığı olmayan ürünleri bile sırf bedavaya geldiği için övebilme kapasitesine de sahiptirler.


Takipçiarttırmakiçinruhunusatanuslar



En çok uzak durulması gereken aynı zamanda en iğrenç türlerden biridir. Tek dertleri daha iyi sponsorluk ve para olup kendilerine doğruluğu gerçek olmayan etiketler yapıştırmakta, çevrelerindeki masum takipçileri kolayca kandırabilmektedirler. Yaptıkları elle tutulur bir şey olmamakla beraber kendilerine inanan saf takipçiler buldukça daha çok para kazandıracağını inandırdıkları diğer mecralara da giriş yapma özgüvenini kendilerinde bulabilmektedirler. Buldukları her bloggera kendilerini paylaşması ve tanıtması için yalvarabilmektedirler.

Çok fazla büyümeden ortadan kaldırılmaları gerekmektedir. Zira biraz olsun büyürlerse fazlaca yüzsüz ve gereksiz olabilmektedirler.



Kapataçkapataçbozdunuruslar


Heveslerine göre hareket eden bu tür an gelip hevesleri kaçması üzerine bloglarını sürekli açıp kapamaktadırlar. Ve her seferinde bir daha gitmeyeceklerine, çok düzenli paylaşım yapacaklarına kendilerini ve onları takip eden üç beş kişiyi inandırabilmektedirler.

Çok silik bir tür olup zamanla unutulup giderler.

SPAMSPAMSPAMgiller



Bu tür genelde blogger mecrasına hiçbir fikri olmadan girer. Ardından aldığı her kötü yorum ya da kötü mesajı ifşa ederek spam atılmasını ister. Bloggerlığın tehlikeli bir alan olduğunu fark edecek kadar gelişmemiş bir tür olup, tahammül seviyelerinin çok düşük olması genel  bilinen özelliklerinden bir tanesidir.

Gizemusurlar


Bu türün ne yaptığını bilim adamları tam olarak anlayamamıştır. Zira her şeylerini gizlemek biraz saçmadır blogger mecrasında. Burası paylaşım, aktarım alanıdır. Şasnları yaver giderse büyük kitlelere ulaşabilmektedirler fakat yine de kimse amaçlarını çözememektedir.


Bugünlük bu kadar dünyalılar kendinize iyi bakın! Umarım gülebilmişsinizdir. 



Merhaba dünyalılar beni instagram'da takip edenler bilir (@elena.studies) okul dönemi başladığından beri öğle yemeklerimi evden hazırlayıp götürüyorum okula. Bir aydan fazla süre geçti. Sanırım bunun hakkında bir şeyler karalama vakti geldi.



İlk önce biraz gevezelik yapayım. Geçen yaz makarna salatası yaptım ve koca bir borcam dolusu salatanın bana maliyetinin 15 lira bile olmadığını fark edince kafamda şimşekler çaktı açıkçası.

Şimdi şöyle ki çok yemek seçerim. Ailem beni -asla- şımarık büyütmedi, her şeyi yedirdiler ve o zamanlar yemek zorunda olduğum için hoşuma gitmese bile tatları yedim. Tabi büyüdüğüm zaman o zorunluluk kalktığından dolayı özellikle sebzeden elimi eteğimi hepten çektim.

Millet büyüdükçe sağlıklı olmaya çalışır, spora falan başlar benim yaptığıma bakın ya.


Bu yemek seçme muhabbetim yüzünden yemekhanede de yiyebileceğim çok az yemek çıkıyor. Hal böyle olunca bende üniversite etrafındaki kafelere yöneldim. Zaten şöyle bir durum var okulumuzun tüm gün olduğu en fazla üç gün var haftada diğer iki gün ya sabahtan ya öğleden sonra tek ders. O iki gün de ben dışarıda yemek yeme ihtiyacı duymuyorum açıkçası.

Okul etrafındaki kafelerdeki yemek fiyatları 10-18 lira civarı. Bende her ay bir 200 lira sadece okul yemekleri için kenara para ayırmak durumunda kalıyordum.


Bu kadar paranın yemeğe gitmesi açıkçası üzücü bir durum hele ki bir de yemek konusunda becerikli biri iseniz. Böylece bu işe bir el atmaya karar verdim.



Yemek Kutusu


İhtiyacınız olan ilk şey (tercihen koku geçirmez ama yoksa da diğerlerinden de olur) bir beslenme kutusu.
                                                      Benim kullandığım yemek kutusu

Bunda dikkat etmeniz gereken özellik çantanıza rahat girmesi ve sızdırmaz olması bence. Çorba götüreceğimizden değil de ne olur ne olmaz işte.

Çatal konusunda da bir çatal bir kaşık alıp buzdolabı poşetine koyarsanız inanın bir şey olmuyor.

İçine koyacaklarımıza gelmeden önce bir tane de avucunuz kadar olan saklama kaplarından alırsanız çok iyi olur. Onun içine ceviz, fındık, kuru kayısı, çeşitli kuru yemişler koyarak teneffüslerde tüketebilirsiniz. İnanın efsane tok tutuyor.

İçecek Meselesi

Bir de içecek meselesi var. Ben bunu toptancıdan bir koli meyve suyu alarak çözüyorum. 27 tanesi 20 liraya bile denk gelmiyor dışarıdaki fiyatlara kıyasla yine uyguna geliyor.
Kış meyveleri tezgahlarda yerini alır almaz annemi evde bana doğal meyve suyu yapması konusunda da ikna ettim. Evde katı meyve sıkacağı var sonuçta havuç,elma ve nardan oluşan bir atom yapıp götürsem harika olmaz mı sizce de? Fen lisesindeyken kantincimiz kışın taze meyve suyu sıkıp satardı. Bu fikir de aklıma oradan geldi.

Yemeklere geçmeden önce son olarak bir de termos meselesine değinmek istiyorum. Gerçekten lise üniversite fark etmez okulda o abuk sabuk üçü bir aradalara harcadığımız paranın haddi hesabı yok. Ben çok tercih etmiyorum ama arkadaşlarımla ne zaman bir kafeye gitsek istemediğim halde bana da alıyorlardı. Termos kupalar konusunu epey araştırdım hatta geçen sene de bakmıştım fakat istediğim gibi bulamamıştım. Ama bu sene Korkmaz yeni bir seri çıkardı onu görür görmez aldım. Size tavsiyem bir termos kupa edinmeniz ardından çekilmiş ya da çözünebilir kahve tüketmeniz.

Şimdi asıl mesele 'Okula ne götüreceğiz?' sanırım.


Sandviç çeşitleri


Ben evde anneme zeytin ezmesi yaptırıyorum, salam, krem peynir, sürebilir çikolata, fındık ezmesi alıyorum. Daha sonra salatalıklı-zeytin ezmeli, krem peynirli- salamlı, üçgen sandviçler yapıp plastik jelatine sarıyorum. Ama ben tost ekmeği kullanıyorum siz daha sağlıklı olmasını isterseniz tam tahıllı tost ekmeği kullanabilirsiniz. İç malzemesini sürmeden önce biraz tereyağı ile tavada, tost makinesinde ya da ekmek kızarma makinesinde kızartmanız tadını çok daha farklı yapıyor.

Aklımda sandviç ekmeği arasına ton balıklı, yumurtalı ya da tavuklu sandviç yapma fikirleri var da daha deneme fırsatı bulamadım.

Salatalar

Şimdi aklınıza yeşillikli salatalar da gelebilir hatta yapabilirsiniz. Haşlanmış tavuklu, ton balıklı salatalar fakat ben sevmiyorum. Bu yüzden makarna salatası ya da havuç salatası yapıyorum. Ha bir de semizotu salatası var benden beklenmeyecek kadar sağlıklı bir şey ama nedense tadına ayılıp bayılıp yiyorum.


Şimdi bana diyeceksiniz onlara dünya kadar mayonez koyuluyor ama. Evet konuluyor ama benim derdim uygun fiyata karnımı doyurmak, sağlıklı beslenmek çok değil açıkçası. Yine de siz bunları daha sağlıklı tariflere uyarlayabilirsiniz.

Hamur İşleri

Kuru kek türleri (tarçınlı,cevizli,kakaolu,vanilyalı,limonlu), kurabiyeler, poğaça türleri, sigara böreği, muzlu ekmek, elmalı kurabiye bunlar şu an aklıma gelenler.



 Direk ben ana yemek yerine koyuyorum bazen evde az kaldıysa tatlı niyetine bir tane kenara koyup makarna da yapabiliyorum. Sigara böreği  epey sarıp buzluğa attım mesela acil durumlar için orada bekliyor. Bir de üşenmesem sabah krep yapıp ya da pankek arasında çikolata sürüp koyacağım da...


Diğerleri


Makarna. Evet evden sabah makarna haşlayıp üstüne domates sosu, yoğurtlu sos ya da pesto sosu döküp götürebilirsiniz. Tek dikkat etmeniz gereken nokta sarımsak kullanmamak. Bir de köfte, hamburger yapıp götürmeyi düşünüyorum uzun süredir ama bir türlü hayata geçiremedim.


İşte bu kadar dünyalılar. Sorularınız varsa instagram'dan ya da iletişim formundan bana ulaşabilirsiniz. Yorum bırakırsanız mutlu olurum. Kendinize dikkat edin.
Sonbaharı sevmiyorum.

Sevmeyeceğim arkadaşım zorla mı?

Herkes tutturmuş bir sonbahar aşkı. Bırak sonbahar onların olsun; biz kışı, karı, güneşin olmayışını sevelim.


Neyse bugünlük atarımı da yaptığıma göre devam edebiliriz.

Nasılsınız dünyalılar? Bana soracak olursanız çok 'yoğunum'. Gerçi saat dokuza kadar hafta sonu yatakta dönüp İnstagram'da gezinmenin nesi yoğunluk oluyorsa. Bende anlamadım.

Ama hafta sonu neredeyse her gün (dersim dokuzda onda olsa bile ya da uykusuzluktan ölsem bile) düzenli olarak saat altıda kalktım. Okula gittiğimde 'Yuhuuum vaaağğğr.' diye arkadaşlarımın başını şişirmemiş gibi davranıyorum. -ehehe-

Böyle işte. Kulüp işleri, alttan aldığım derslere tek başıma çalışmam, dönem derslerine kafa patlatmam, ömrümü yiyen bir grup küçük erkek kardeş (Sınıf arkadaşlarım olur kendileri cdjdj) ve ek olarak beni kızdırmaktan keyif alan bir erkek arkadaş.

Bu psikopatların arasında hayatta kalmaya çalışıyorum işte. (YALANDI. HEPSİNİ DOĞDUĞUNA PİŞMAN EDİYORDU)

Aslında çok daha fazla sevdiğim şey vardı ama bu kadarla sınırladım. Diğerlerini yazacağım öbür yazılara kitledim.

Ve bayanlar baylar huzurlarınızda Eylül Favorilerim!


Japon Kroketi



O yanındaki tartar sos yalnız. Evet biraz daha koyu olması gerekiyordu, biliyorum.
 
Yemek yapmak farklı bir şey bunu hobiye çevirmek farklı bir şey. Bana akşam annenin evde yaptığı yemekleri öğrenip, gelip demesinler 'Hobi olarak yemek yapıyorum.' Hobi olarak  yapmak yeni şeyler denemek, uyarlamalar yapmak ve bundan keyif almaktır. Bana göre en azından. 

İşte bu benim uydurduğum (?) bir uyarlama oldu. Zaten bu japon kroketlerini çok görüyordum animelerde. Yakında tarifini paylaşacağım inşallah. 

Bardak Altlıklarım


Ah aliexpress sen nelere kadirsin!

Beni buralarda uzun zamandır okuyanlar bilir, bir takıntım var. Şöyle ki herkeste olan, herkesin kullandığı şeyleri beğensem dahi satın almıyorum. İllaki farklı olacak. Popüler olan hiçbir yere gitmiyorum. (Bknz:Sıtarbaks mevzum)  Bende böyle bir deliyim işte.

Bir süredir bardak altlığı arıyordum. Bunları da bulunca hiç acımadım, gerçi biraz tuzlulardı ama olsun.

Hayır link bırakmayacağım. NO.


Faber-Castell Grip Keçeli Kalem Seti



İki jel kalem seti, üç tan de fine uçlu kalem setim olunca kalın uçlu kalemlere hasret kaldım. Epeydir bunun hayalini kuruyordum. Sonunda tam paramın olduğu sırada indirime de girdi, demeyin keyfime.



Tırnağım kırıldı ya. Görüntü kirliliği için üzgünüm.

Knock Knock Post-it Seti


Knock Knock markasının ürünlerine bayılıyorum. Fakat gelin görün ki Allah'ın cezası dolar kurları yüzünden bir öğrenci için aşırı pahalı.


Ama o kadar eğlenceli ürünleri var ki! Bunu da bayram indiriminden almıştım. Verdiğim para cidden gözüme batmıyor çünkü çok uzun süredir istiyordum.

Büyümek Diye Bir Şey Yok!




Neredeyse iki yıldır Sarah Andersen'in karikatürleri internette dönüyordu ama kitabı bir türlü çevrilmiyordu. Ve artık benim tam gözüm karamış 'Yetti be getirteceğim amazondan!' dediğim anda Pegasus Yayınları haberi patlatmıştı!


Karikatür kitaplarının kimine göre kötü yanı pahalı olmaları ve hemen okunup bitmesi. Ama ilk okumadan sonra ara ara açıp baktığınızda sizi güldürebilen kitaplardır bunlar. Ki herhangi bir sayfasını açıp yine ilk günkü keyifle okuyabileceğiniz kitap türü azdır bence.


İşte bu kadar sevgili dünyalılar. Demiştim çok favorim var bu ay ama bir kısmını 'Çalışma Düzenim' yazısına aktarmayı düşündüm. Hem az olsun öz olsun değil mi!

Kendinize iyi bakın!