dünyalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünyalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Geçmişe Kısa Bir Dönüş




Asla kendimi başarılı görmedim.

Bir memur çocuğunun eğitim hayatı genelde bölük pörçüktür. (hayatı da tabii ki) Tam alışırken hoop şehir değiştir, hadi her şey sil baştan. Zordur. Her çocuk kaldıramaz da doğru söylemek gerekirse. En azından benim on yıla aşkın süredir gözlemlediğim şey bu. Kimi  kişiliğini kaybeder girdiği her ortamda farklı birine bürünür; kimi iki ilden sonra içine tamamen kapanır hiçbir şekilde insanlarla iletişim kuramaz; kimi taşındığını yeni bir yerde yaşamak zorunda olduğunu kabullenemez bunalıma girer. En azından bunlar benim gördüğüm örnekler.

Lise hayatım çok yorucuydu. Bizim zamanımızdaki sınav sistemi ortaokulun her senesinin sonunda girilen 'SBS' adı verilen üç sınavın ortalamasının alınmasından oluşuyordu. Puanımı şöyle tarif edeyim size mesela bulunduğum şehrin fen lisesinin 10-20 puan altında kalıyor ama fen lisesinden sonra gelen bütün anadolu liselerinin puanını tutuyor.

Tabii o zaman bizim buraya geleceğimiz belli değildi. Ve babam doğuya gitmek zorundaydı bir yıllığına. Bizde haliyle babannemlerin kaldığı ilçede bir yıl kalmayı düşündük. (Aslında bu böyle değil. Ben size özetini anlattım. Babam, annem ve kardeşlerimi yanında istedi küçük bir çocuk gibi ve beni bir sene -evden doğru dürüst çıkmamış kızı- yapayalnız bilmediğim bir şehirde bıracaktı. Neden seni de götürmüyor diye bir soru oluşmuştur aklınızda onun cevabı benim gidebileceğim okul yoktu orada. Daha doğrusu beni yaşatmazlardı. ) Ve nitekim öyle de oldu. O sene bitince buraya geldik. Yine dediğim gibi iyi Anadolu liselerini tutuyordu. Fakat babamın fen lisesi takıntısı yüzünden a bir saat (servisle iki saat oluyordu) uzaklıktaki bir ilçenin fen lisesine nakil aldırıldım merkeze
Böylece iki yıllık her gün kilometrelerce yol ve gereksiz insanların çenesini çektiğim kabusum başlamış oldu.

Uyanış: 06.00
Servis geliş: 6.30
Okuldan çıkış:16.00
Eve geliş: 18.00

Eve geldiğimde zaten hiçbir şey yapamadan sızıp kalıyordum. Oraya gidip geldiğimiz yetmezmiş gibi bir de şehrin dört bir ucuna öğrenci dağıtılıyordu.
Neyse ki son sene babam hayatında -benim gözümde ve benim için- yaptığı tek doğru hareketi yaptı da beni bir temel liseye aldırdı. Orada zaten sayısal sınıfı altı kişiydi. Ve okul birinciliği cepte oldu.
Sınav yılımda neler olduğunu bazen çok yazasım geliyor ama birilerinin bana üzülmesi canımı sıktığı için yazmayacağım sadece. Kötü geçtiğini bilin yeter.

Yine de başarılı değilim. Şu an alttan bir sürü dersim var son sınıfta çalışmadığım yüzünden kalan. Zaman zaman beni gerçekten tanıyanlar bunun benim suçum olmadığını ve kendime bu kadar yüklenmemem gerektiğini söylüyorlar. Ama inanasım gelmiyor açıkçası. Hep kafamda 'Daha iyisini yapabilirdim.' düşüncesi. Oysa ki ben geri dönülemez bir hata da yapmadım. Yaptığım benim nazarımda hata olan her şey telafi edilebilir durumda şu an. Gerçi bana kalsa telafi edilemeyen hata çok nadirdir. Zararın neresinden dönülse kardır.

Bir gün kendimi gerçekten başarılı hissedersem bunu ilk duyanlar sizler olacaksınız Dünyalılar. Ama şu an için kafamdaki 'Başarılı' tanımına çok uzağım.


Yirmiye Beş Kala.

Kendimi hiç yirmi yaşındaymış gibi hissetmiyorum. Bütün durumun özeti bu sanırım. Gerçi bu dünyada kaçımız yaşadığımız yıl kadar yıllanmış gibi hissediyoruz ki?

On sekiz yaşı bir çok insan için önemlidir. Yasalara göre çocukluktan çıkmışsındır çünkü. Belki de hepimizin ulaşmak istediği o özgürlük duygusuna bir adım yaklaştığımızı düşündüğümüz için de olabilir. Evebeynlerimize artık bağımlı olmadığımızı göstermek isteriz. Onlar da bizi destekler ama yine de  bir elleri bir adım arkamızdadır ki düşersek tutabilsinler diye.

Tabi bu bir genelleme. Benim babam on sekiz yaşıma girdiğim gün beni yanına çağırdı ve 'Bundan sonra kendinden sadece ve sadece sen sorumlusun. Bu dakikadan sonra yaptığın herhangi bir davranışın mülkiyetini kabul etmiyorum' dedi.

Sanki o yaşıma kadar yaptığım veya yapmadığım her şeyi omuzlarıma yüklememiş gibi, bu yükü yıllarca taşımaya mahkum edilmemiş gibi her zaman ve her zaman yaşımdan çok daha büyük davranmak zorunda değilmişim gibi çek kanka.

Neyse gene içinizi karartmayayım eski hikayelerle.

Bir garip hissediyorum. Bana kalsa ben hala on dört yaşındayım. Beni tanıyanlar bilir. Sürekli kullandığım bir kelime vardır ileride yapmak istediğim şeyler için.

'Bir büyüyeyim....'

Hani biri de dönüp demiyor 'Eşşek kadar oldun daha nereye büyüyeceksin  Nur?' diye. Ama ben hala büyümedim. Ruhum yetmiş yaşında olsa bile büyümedim. Kendi paramı kazanmadığım, kendi evimde yaşamadığım ve gecenin bir vakti istediğim yemeği sipariş edemediğim sürece de kırk yaşında olsam bile büyümemiş olacağım.

Bu yüzden de bana rakamlar, geçen yıllar bir önem arz etmiyor aslında.

Son iki yılda çok değiştim. Beni tanıyan herkes aynı şeyi söylüyor. Normal insanların on sekiz yaşından sonra girdiği kimlik/kişilik arayışına ben ne zaman başladım hatırlamıyorum bile.

Yıllarca deneme - yanılma yolu ile devam ettim. Çok gülümseyen, çok somurtan, samimi, soğuk... Bir sürü kombinasyon denedim. Kendim içine en doğru, en az zarar görebileceğim kalıbı bulmaya çalıştım.

Bu çalışma on sekiz yaşına girdiğim yaz meyvesini verdi. Soğuk, sert, acımasız. Kulağa çok kötü geliyor değil mi? Ama olması gereken buydu. En azından yabancı insanların beni görmesini istediğim şekil. Kendi arkadaşlarım içinse çatlak, samimi, depresif. Aslında son madde benim isteğim dışında oluştu. Anksiyetem yüzünden bu yüzden olabildiğince o maddeyi uzaklaştırmaya çalışıyorum.

Yirmi yaşından hala çok beklediğim bir şey yok aslında. Sadece başarı? Belki o da.

Aslında sadece hayatımı olduğu halinden daha da zor hale sokmasın yeter.



Biraz Daha Yazmamaya Devam Edersem Linç Edileceğim Galiba

Mimleri çok sevmiyorum aslında. Bunun nedeni hem kişisel hayatım hakkında çok bilgi içermesi hem de benim cevapladıklarım genelde depresif ve iç karartıcı oluyor. Bir süredir yokum. Sadece burada değil, her yerde. Yaşadığıma dair o kadar az belirti veriyorum ki.

Neyse bunları boşverelim. Bu mim ile toparlanmaya çalışayım. Bir kristal kadar kırılgan fakat elmas kadar güçlü olduğunu düşündüğüm Bir Küçük Elif Melesi mimlemiş beni.

Dipnot: Elif'in aklına her ismimi duyuşunda Kleopatra gelirmiş. KLEOPATRA KLEOPATRA! Aslında ten rengim biraz daha beyaz olsa benzeyebilirmişim de. (Evet burada ego konuşuyor eheheh)


1)Almaktan asla vazgeçemeyeceğin bir şey var mı?
🎈Bunun cevabı kırtasiye ürünleri sanırım. Bu çoğu kişide var aslında ama bir sürü kalemim olup rengarenk yazmaya bayılıyorum. Ama defter almayı çok sevmiyorum. Çünkü alınca ya yazmaya kıyamıyorum yazdığım zaman ise yazdığımı beğenmeyip yırtıyorum. Böyle saçma bir şey işte.


2)Büyük,kocaman bir acı hissettiniz mi?
🎈 Buna cevabı 'Hayır.' olan azdır herhalde. Ben hayır diyeceğim. Çünkü o kadar aman aman bir acı yaşadığımı düşünmüyorum. (Kişisel hayatımı bilenlerin göz devirip 'Ciddi misin sen?' dediğini görebiliyorum. Yazar gülüyor) Evet herkes gibi bende acı çektim fakat ben kendi acılarımı  daha çok zorluk olarak yorumluyorum. Çok yakınımdaki biri babasını birkaç yıl önce kaybetti. Bence büyük, kocaman acı dedikleri şey o.

3)Altın günlerine dair kötü bir anın var mı?
💀Altın günlerinden ziyada 'Çay'lar vardı. (Kendini ifşalama geliyor) Ben asker kızıyım. Annemlerin Çayları olurdu. Her ilçenin bölük komutanlarının eşleri ildeki orduevine giderdi. Bu altın günlerinin daha resmi ve geniş çaplı olanı gibi bir şey. Evet bunlarla ilgili çok kötü anım var. Bizim oraya girişimiz yasaktı. Annem bizi götürse bile bahçede oyalanmak zorunda kalırdık. Ve katılım zorunluydu. Bazen götüremezdi bile. Sekiz dokuz yaşındayken benden 4 yaş küçük kardeşimle evde tek başımıza kalmak zorunda kalırdık. O zamanlar farkında değildim fakat cidden zor bir durum dokuz yaşındaki çocuk için.

4)Özel bir yeteneğin olsa ne olmasını isterdin?
🎈 Süper dahi olmak sanırım bunun cevabı. Düşünce okumak isterdim eskiden fakat bu tehlikeli bir şey. Düşünce okuyabilseydim kesinlikle yalnız kalırdım. Sonuçta en yakınındakinin senin hakkındaki düşüncesini bile kesin olarak bilemezsin.

Süper dahi olup Tony Stark'ın kadın versiyonu olurdum heralde.


5)'Etraf ne der?' diye düşünmeden hareket edebilir misin?
💫Bunun cevabı bir buçuk yıla kadar ben farkında olmasam bile 'Hayır.'dı. Fakat ben insanların bana dediği şeyleri tavsiye veya tecrübe olarak algılıyordum. Tabi zaman geçtikçe bana denilen şeyler emir kipinde olmaya başladı. İşte o zaman bir şeylerin yanlış olduğunu anladım.
Yapmayın. Toplum baskısına boyun eğmeyin. İnsanların tavsiyelerini dinleyin ama bir süzgeciniz olsun. Söylenen her şeyin doğruluğunu sorgulayın. Ardından kararınızı verin.
Eğer insanların dedikleriyle yaşarsanız kendi hayatınız olmaz. Ve farkında olmadan hayatınızın fırsatını kaçırabilirsiniz.
Şu an için evet bu sorunun cevabı. Bir buçuk yıldır kendi doğrularım yol gösteriyor bana.

6)Hangi mevsimi seversin?
⛇Kışı severim. Soğuğu değil kışı. Dışarıda rüzgarlar eserken üç kat battaniyenin altında film izlemek için. Bir de kayak için tabi.


7)Blog yazmak sana ne kattı?
👭Tek kelime. Arkadaş.

8)En sevdiğin dizi,film,animasyon ve kitap hangileridir?
Bunların üçüne de cevap veremem. En sevdiğimi seçemiyorum bir türlü.


9)Düşlediğin hayatı yaşayabildin mi?
Daha değil. Heralde üç dört yıl daha var yaşamama.

10)Gece yarısı uyanıp sevdiğiniz birinin nefesini dinlediniz mi?
❤Hayır. En büyük hayallerimden biri de bu. Kabus görüp uyandığım zaman beni sakinleştirecek kolları yanımda bulmak.

Çok motive eden bu mimi herkesin yapmasını temenni ediyorum.
Kendinize iyi bakın dünyalılar!

Jüpiter'den haber var!


Hiç sormuyorsunuz Jüpiter'de havalar nasıl, rahat mısın, biz de gelelim mi diye. (yazar burada gülüyor) Siz sormasanız da ben anlatmaya çalışayım.






Blog Hakkında;

Bu yazının hızlı gelmesinin sebebi benim tahminimce minimum iki maksimum dört hafta gibi bir zaman zarfında yazamayacak olmam. İlk nedeni vizeler (sınavlar hepimizin belası) ikinci de benim valide vize haftam geçtikten sonra bir ameliyata girebilir. O yüzden onun yanında refakatçi durmam gerekecek yüksek ihtimalle. (MERAKLISINA: Endişelenmeyin öyle kötü bir ameliyat değil sadece estetik olacak.) 

İlk takipçilerime ve yorumlarıma kavuştum. Bu konuda inanılmaz mutluyum. Blog'u ilk açtığım zaman okunmaması nedeniyle bir süre yok olmuştum etraftan. Fakat kilit nokta gezmekmiş! Başka blogları gezip yorum yaptıkça o blogun sahibi de seni merak ediyor ve sayfanda ufak bir gezintiye çıkıyor. Ve bu böyle zincirleme devam ediyor!

Zamanım oldukça okuyup yorumlama işine devam edeceğim işte.


KA-SIM!

Kasım'da aşk başkadır...Sonbahar....Bla bla bla. Bırakın bunları! Bu Cuma Marvel Sinematik Evren'nin şu ana kadarki en iddalı filmi geliyor!!! (Civil war'ı karıştırmayın bir #TEAMSTARK fanı olarak kalbimde bir yaradır hala..) 





Fantastik film aşığıysanız şimdiden gitmenizi önereceğim bir film. İncepction tadında olduğu söyleniyor ne kadar konuları tamamen farklı olsada. 3D gitmenizi şiddetle tavsiye ediyorum!





Tabikii DR.STRANGE! Bir Marvel fanı olarak Strange'i Benedict Cumberbatch'in canlandıracağı açıklandığından beri ciddi anlamda gün sayıyordum! İnternetteki yorumların çoğunu okudum ve film hakkındaki beklentim Allahu Ekber dağlarını aşmış durumda! Umarım gittikten sonra üzülerek çıkmam salondan.
Merak etmeyin ama. İzledikten sonra yorum yazısı yazacağım tabi ki de!!




(Kahramanlar gerçekte yoktur. Olsalardı bile ben onlardan biri olmazdım.)
Büyük konuşmuş demek kii (yazar burada gülüyor)







BestBuddies gibi değiller mi ya. Martin Freeman Civil War ile MCU'ya giriş yaptı. Ardından Benedict Dr.Strange rolü ile onu takip etti.  Hobitt'te de ejderha seslenirmesini Benedict tarafından yapıldı belki bilmeyenleriniz vardır. BBC's Sherlock'un hastasıyım zaten. Tabi yeni bölümler 2017 de gelecek. (Ağlıyor...) Olsun sorun değil çünkü cidden beklediğimize değiyor her bölüm. 




Tam bir Robert Downey JR. manyağı olduğumu söylemiş miydim? Kendisi benim idolüm olur. 




Devam edersek sinemalardan belki bilenlerimiz vardır geçen aya John Statham'ın başrolünde olduğu Suikast vizyona girdi.



Kendisi benim Favori oyuncular top 10 listemde bulunmaktadır. Fakat bu ay zamanım olmadığı için gidemeyeceğim. Vizeler geçtikten sonra internetten izlemeyi düşünüyorum. Bunun hakkında da bir şeyler karalarım  muhtemelen.

VE SON OLARAK;



11 Kasım. Ajandalarınıza not alın gençler.

Oldum olası uzaylı filmlerine bayılmışımdır. Göçebe'nin konusu cezbetmişti beni mesela fakat gelin görün ki filmi o kadar başarılı değildi konu harika olmasına rağmen. (Bknz: Stephenie Meyer) Yine üstüne harika bir kadro var. Amy Adams'ın American Hustle'daki -ki bir klasik olmuştur- performansı harikaydı. Jeremy Renner' da bizim Hawkeye'mız zaten.




(Gülümseyin ve el sallayın çocuklar.Gülümse ve el salla.)


Uzun olacak demiştim ama burada keseyim en iyisi. Son olarak Marvel hayranı var mı aranızda ve bu filmler, oyuncular hakkındaki düşünceleriniz nedir? Paylaşırsanız mutlu olurum.

Nefes almayı unutma Dünyalı!
Sonra görüşürüz!
https://www.youtube.com/watch?v=EGSoYfZDs98

Tekrardan yörüngedeyim!

Hayır daha ölmedim bunu düşünüyorsanız. Ara verdim sadece biraz. Bazen yazmanın, kelimelerin bana göre olmadığını düşünüyorum.

Evet saçmalıyorum.

Belki de kendi kendime konuşuyorum, kendi kendimi dinliyorum. Kimse okumuyor, duymuyor beni.

Belki de kimsenin varlığımdan dahi haberi yok.

Herneyse.

Nelerden bahsedeceğim hakkında biraz fikir vereyim ki okuyup okumayacağınıza karar vermenizi kolaylaştırayım. (İçinizden "Bu deli kız neler saçmalıyor?" dediğinizi biliyorum. Çatlak olduğumu da inkar etmiyorum. Ama zaten hepimizin özümüzde biraz çılgın değil miyizdir?)


Başlangıç olarak ben üniversite birinci sınıf öğrencisiyim. En azından nasıl biri olduğuma dair kafanızda bir şablon canlanabilir. Okul ya da dersler hakkında yazacağımı pek düşünmüyorum ama ara ara değinebilirim belki.

Daha etkin yazmak istediğim bölüm ise alışveriş. Hop! Ben bir Pelinsu değilim, lütfen o görüntüyü aklınızdan siliniz arkadaşlar. Alışveriş genel oldu, konuyu  belirginleştirmem gerekirse internet üzerinden çevrimiçi alışveriş diyebilirim. Makyaj malzemesi yorumu okutmayacağım size merak etmeyiniz.Zaten çok (belki de gereğinden fazla) var makyaj blogu. Makyaj malzemesi almam, yapmam da. (Hayır sevgili okuyucu yalan söylemiyorum üniversite birdeyim ve makyaj yapmıyorum inanması güç ama imkansız değil. Soyum hızla tükeniyor biliyorum eheheheh.) 

Karşınızda insanlardan nefret eden, kalabalık ortamlarda boğulan bir kız duruyor. (Kız'ın önüne asosyal kelimesini eklediniz biliyorum.) Bu yüzden elimin altından 300 ürüne 1 saatte bakmak ve üstüne üstük hepsinin ayağıma gelmesi benim için ultra lüks. Enfes bir şey. Tadından yenmez. Yat yanında.

Genelde toplumda bu konuda çok çekince olduğu için olabildiğince deneyimlerimi aktaracağım sizlere.


Okuduğum kitaplarla ilgili yorumlar.

Onun yanında film dizi izlemeyi çok sevdiğim için özellikle filmler hakkındaki engin düşüncelerimi, takıntılarımı buraya dökmek çok istiyorum.

Aklıma şu an bu kadar geliyor.

Tekrar görüşeceğiz Dünyalı. Aklından geçenleri yazımın altına karalamayı unutma.
Nefes almaya devam et!







(kimse okumayınca böyle olup depresyona giriyorum)

Daha söyleyeceklerim vardı!



Beynimdeki su buharlaşıyor sanki. Çok şehir gezdim belki altı belki yedi. Hiçbirini Adana kadar sevmedim. Ama Adana gerçekten bana iyi gelmedi. En azından ruheşim öyle söylüyor. Ruh halim dengesizdir. Değişken demiyorum dengesiz. Bir anda kahkaha atıp beş saniye sonra ağlayabilecek bir kapasitem vardır. Onun teorisine göre hava değişimleri de beni etkiliyormuş. Haklı olma oranı epey yüksek. Böyle olunca Adana pek iyi gelmiyor işte. Bir anda yakıcı sıcak bastırır. Yarım saat sonra esmeye başlar. Daha sonra seni eritir hava. Ardından akşam gökyüzü yarılırcasına denizler, okyanuslar boşalır şehre.

Sadece buradan bakınca bile beş yada altı ruh hali değiştiriyorum.

Yine de bana aynı zamanda en iyi gelen şehir de Adana. Bu konuya daha sonra geleceğim. Belki de anlatmam kim bilir?


'Dünyada kalan son insan odada sandalyede oturuyordu.

Birden kapı çalındı.'



Bir ürperti geldi mi Dünyalı? Ensende bir nefes hissettin mi?


Halıların aralarında, yatağında, banyonun her yerinde olan mikroorganizmalardan haberin var mı? Senin yediğin her şeyin içinde olan gözle göremeyeceğin bakterilerden? Sen odada yalnız başına oturduğunu düşünürken bile onlar iki belki de üç katına çıktılar. Biraz araştırdığında anlayacaksın ne demek istediğimi.

Buradan da tek bir sonuca çıkıyoruz.

Kimse yalnız değildir.









Yalnız hissetmek ayrı bir şeydir. Aradaki farkı anlamanı istiyorum Dünyalı. Nasıl yalnız hissedersin biliyor musun Dünyalı? Kimse seni anlamadığı zaman. Bu da çok klasik bir cümledir. Bunu gerçek anlamda algılaman gerekir. Arkadaşlarına, ailene, yakınında bulunan her bir bireye düşüncelerini anlattığın zaman sana göz devirmeleridir kimsenin seni anlamaması. Bir şey söylediğin zaman kafaların çevrilmesidir. En yakın gördüğün annenin bile kimi zaman sana deli muamelesi yapmasıdır kimsenin seni anlamaması. O Instagram'da güldüğün fotoğrafları gönderecek, paylaşacak kimsen olmamasıdır. Sokakta yalnız yürümeye alışmaktır. Bir restoranda masada tek başına oturup yemek yemenin eskisi kadar garip gelmemesidir. İnsanları incelemeye başlamaktır.

Aynaya bakamamaktır. O baktığın nadir zamanlarda da 'Neyim var benim?' demektir.

İliklerine kadar normal olmayı istemektir.

Ama asla normal olamamaktır.

Odanda tek başına oturup, günlerce dışarı çıkmamaktır.

Şimdi az çok anlayabildin mi Dünyalı yalnız hissetmeyi?

Kendini yalnız hissettiğini söyleyenlerin onda dokuzu bunlardan hiçbirini yaşamamıştır. Sadece laf olsun işte. Kimileri dikkat çekmek için yapar bunu. Gayet de başarılı oluyorlar. Kim olduklarını görmek için twitter hesabında retweet ettiğin kişilere bakman yeterli Dünyalı.

Gerçekten yalnız hissedenleri görmezsin Dünyalı. Çünkü onlar çığlık atsa bile duyulmaz çığlıkları. Kimse bilmez boğulduklarını. Kurtarılmadıkları taktirde sessizce ölürler.

İşte Dünyalı al sana abarttığın bir kavramın gerçek yüzü daha. Bir daha yalnız olduğunu yada hissettiğini duymayayım!

Hey,Dünyalı!


Karışılıklar. Binlerce düşünce birbirine girmiş. Oysa hepsinin ayrılıp, dosyalanıp zihnin tozlu raflarına konulmaları gerekiyor.

En iyisi en baştan başlamak.

Son on yada en iyileştirilmiş bir biçimde son beş yılımızın hastalığı ne olarak tanımlanabilir? Açgözlülük, yalan veya kıskançlıktan bahsetmiyorum. Bunlar insanın dünyada varoluşundan süregelen tedavi edilemez ruhsal bozukluklar bana göre.


Özgürlük ve Yalnızlık.


Herkes bir şeylere tutsak olduğunu söylüyor. Kimi ailesine kimi bir türlü kurtulamadığı geçmişine kimi paraya kimi internete. Herkes özgür olmak bir şeyleri silmek yeniden başlamak istiyor. Kimse savaşmıyor. Herkes kolay yolu tercih etmek istiyor.

'Kaçıp gitmek istiyorum.!'
'İyi de nereye?'
'Özgür olabileceğim bir yere.'

Öyle bir yerin var olduğunu hiç sanmıyorum. Biz insanız ve çoğu zaman hata yapmaya mahkum varlıklarız. Ne gereği var yaptığımız hatalardan kaçmaktan. Bırak kabullen onları. Kucakla! O kararı sen verdiysen, katlanacaksın acısına. Almak zorundasın sorumluluğunu.

Konu çok dağıldı. Ne diyordum? Hah, Özgürlük.

Nereye kaçarsan kaç ya da saklanırsan saklan bir şeyler seni yönetecek Dünyalı. Topluluk içinde olacaksın nereye gidersen git. Kendi türündekiler ile birlikte yaşayacaksın. Her zaman bir yönetici bir lider bir gözcü olacak başında. Seni kontrol edecek, denetleyecek. Deneyimini aktarmaya çalışacak belkide. İkincisi ise para. Bir toplumun dönmesi bir çarkın işlemesi için gerekli olan temel taş.Yöneticiye bağlı olmasan bile paraya bağımlısın Dünyalı kabul et artık. Onsuz yaşayamazsın. Onun olduğu kadar yaşam standardın yükselir. Onu kazanmak için geceni gündüzüne katarsın. Ve daha bir sürü şey.

Ama en karanlık olanı her insanın doğduğundan beri kendisinde bulanan bir şey. Buna nefis deniyor. Hiçbir şeye bağımlı değilsek bile kendi asla bitmeyecek, tükenmeyecek isteklerimizin bağımlısıyız. Zaten hepsinin kilit noktası bu değil mi ? İsteklerimizi karşılamak için para kazanmak zorundayız. Para kazanmak için bir işe girmeliyiz. Bir işe girmek için de birilerin lafını dinlemek gerekiyor.

İşte Dünyalı. Hani özgür olmak istiyorum diyordun ya. Gece gündüz Twitter'a özgürlük ile ilgili naralar atan sen varya. Bütün sorun senin yazılımında. Özgür olamazsın asla olamayacaksında. Bunun için birilerini suçlamaya kalkma hiç. Sonuçta ne demişler;


İnsanız, en şerefli mahlûkuz ! Deyip de pek fazla övünmemiz haksız ;Atamız elma çaldı cennetten.Biz, o hırsızların çocuklarıyız...