Evet en başta uyarılarımı yapayım yine dünyalılar.
Yazdıklarım tamamen deneyim, tecrübe sonucudur. Profesyonellik içermez.
İkincisi aşağıdakilerin %99.8’i unisekstir. Kadın, erkek fark etmeden herkes uygulayabilir. (bana göre uygulamalıdır da eyy erkekler lafım size.)

                                                          (erkekler temsili)


Lisedeyken veya ortaokuldeyken annemin zoruyla –ki o da genelde haftada bir- yüzümü dove sabunla yıkardım. Ne saçıma bir şey sürerdim ne yüzüme. Yani bakım manasında. Çevremdekiler bakım aşamasını aşıp makyaja geçtikleri halde ben o merdivenlerin en dibindeydim.

Sıfır bilgi.
Sıfır deneyim.
Ve sıfır çevre.

İlk ikisini anladınız üçüncüsünü açıklayayım. Annem de aman aman bakımlı biri sayılmadığı ve çevremde kimse olmadığı için bana bunu öğretecek kimse yoktu.

Sizinde yoksa üzülmeyin ben varım.


Şimdi bakım ellerinizin ojeli, yüzünüzün makyajlı ya da kıyafetinizin şıkır şıkır olması DEĞİLDİR. Temiz olmaktır, tertipli olmaktır.

İlk önce beslenme düzeni ile ilgili bir şeyler anlatacaktım. Çünkü cilt temizliği için beslenme düzeni de önemli. Ne kadar güzel beslenirsen cildin o kadar parlar.

Bunların üzerinden daha sonra geçeceğim. Muhtemelen bu yazının devamı niteliğindeki bir yazıda.

O zaman başlayalım.


Saç Bakımı



Madde 1: Saçlarınız çok sık yağlanıyor ise bunun sebebi (muhtemelen) çok sık yıkamanızdır. Aynı durum yüz temizliğinde de geçerli. Siz normalde vücudunuzun üstündeki yağ tabakasını ne kadar sık temizlerseniz vücut o dengeyi sağlayabilmek için o kadar sık yağ salgılamaya devam edecektir.

Madde 2: Saçınız kabarık, hacimsiz, seyrek ne olursa olsun beslenmeye ihtiyacı vardır. Bu yüzden besleyici bir krem ya da yağ kullanmanızı öneririm.

Tavsiye1  L'oreal Elseve mucizevi yağı: Birçok makyaj bloggerının bunu kullandığını gördüm ve genelde herkes memnun. Yağ kullanmak biraz sıkıntılı çünkü saçı besleyeceği yere daha da yağlandırabiliyor(muş) ki bunu istemeyiz. Bu yağın üç türü var. Canlandırıcı, yıpranmış saçlar için ve boyalı saçlar için. (canlandırıcının kapağı turuncu. yıpranmışınki lila, boyalı saçlar içininki kızıl zaten üstlerinde yazıyor) Kendi saç tipinize uygun olanı seçebilirsiniz. Arkada kullanım talimatları yazıyor. Ama dikkat edin iyi gelirse 'ooh çok süreyim daha iyi gelsin.' gibi bir düşünceye kapılmayın yoksa saçınızı yine yağlandırabilirsiniz.

Dipnot: (Her şeyi açıklama gereği hissediyorum kusura bakmayın ama benim gibi birileri varsa diye işte fazla yazı göz çıkarmaz hesabı.) Yıpranmış saçlar daha çok sürekli (mesela hergün ya da iki güne bir) föne maruz kalmış, çok fazla boya geçirmiş gibi saçları olanlar kullanıyor. Ya da saçınızı cansız hacimsiz görüyorsanız yine ilk bunu almanızda bir sakınca görmüyorum ben.

Tavsiye 2 L'oreal Elseve Mucizevi yağ Saç güzelleştirici krem: Bunu daha çok saç koruyucu ve saç açıcı olarak kullanıyorum. Ne kadar ikisinin de özellikleri benzer olsa da dışarı çıkmadan önce saçımı şekillendirirken sürekli yağ kullanmak beni biraz korkuttu.(okul zamanı özellikle her gün her gün, gerçi kremi de her gün kullanmıyorum ama)  Bu krem çok güzel kokuyor, saçı taramayı kolaylaştırıyor ve bence saç kabarıklığını biraz olsun yatıştırıyor. Bunun da iki türü var. İlki kuru ve sert saçlar için (koyu kapaklı) diğeri normal saçlar için (normal kapaklı). Ve artı olarak 230 dereceye kadar saçı ısıya karşı koruma özelliği var.

Tavsiye 3 (diyemeyeceğim aslında pek)  Schwarzkopf got2b Anti-Frizz Losyon: Şimdi bu kabarmaya ve elektriklenmeye karşı losyon olarak geçiyor. UV ışınlarına karşı koruduğunu söylüyor. Şimdi ben bu zımbırtıyı beş bin türlü kullanmayı denedim ama ya benim saçım çok kabarık (ki bu da mantıklı) ya da etki etmiyor diyeceğim ama memnun olan çok. Neyse yine saçınız kabarıksa siz bunu bir deneyin. Bence yüksek ihtimal bende işe yaramamıştır.

Madde 3: Kendinize uygun saç şampuanını bulun. Ve mutlaka saç kremi kullanın. Mümkünse kullandığınız şampuanın yan ürünü olsun. Bu gibi ürünler birbirini tamamlıyor. Ben şu an sevdiğim bir şampuanın setini alacağım demek istediğim maskesi. Şu ana kadar tek maske denedim ve çok memnun kaldım. Onlara daha yeni el atacağım kullandıktan sonra deneyimlerimi aktarırım mutlaka.

Madde 4: Saçınız bağlı uyumayın. Hem başınızı ağrıtır hemde saç kırılmalarına sebep oluyor.

Madde 5: Duştan çıktıktan sonra  (saçınız ıslakken kısaca) yine taramaktan kaçının yoksa kırılıyorlar.

Madde 6: Mutlaka beş altı ayda bir saçlarınızın kırıklarını aldırın. Böylece daha canlı ve bakımlı gözükmekle birlikte daha sağlıklı uzuyorlar.

Bu zamana kadar öğrendiklerim bu kadardı aralarda yine unuttuklarım var gibi hissediyorum, hatırladıkça tamamlarım. Şu an alıp denemek istediğim, sürekli namını duyduğum bir hindistan cevizi yağı bir de saç maskeleri var. Yani hala saç bakım maceramı tamamlamış sayılmam.

Bunun haricinde saç kuruyken kullanılan kremler ve yağlara dikkat edin. Yukarıda size tavsiye ettiklerim çoğu saçta yapmıyor fakat genel olarak saç yağlarının ve kuru saç kremlerinin sorunu saçı çok yağlandırması ve ağırlaştırması. Bu yüzden ürün seçmeden önce araştırma yapmanızı şiddetle tavsiye ederim.

Yüz Bakımı




Madde 1: Temizlik. Yüz için temizlik üç aşamadan oluşur. Bu aşamalara başlamadan önce lütfen cilt tipinizi öğrenmenizi öneririm. İnternette anlatılıyor bolca beş dakikalık bir araştırma ile bilgi sahibi olabilirsiniz. O cilt tipine önerilen temizleme tekniğini kullanın lütfen. Aşağıdakiler tamamen genellemedir.

           a) Temel temizlik: Temel temizlik sabah kalktıktan sonra ve akşam yatmadan önce yüzü hafif bir temizleyici ile masaj yaparak temizleme işlemidir. Bu da biraz değişken sabah akşam sürekli yapılırsa daha fazla yağlanmaya sebep olabilir. Bu yüzden size yatmadan önce tonik kullanın diyeceğim ama ben daha bu tonik olayına başlamadım bu yüzden pek tecrübem yok. Yine en yakın zamanda bundan bahsedeceğim. 

           b) Ölü derilerden arındırma: Bu peeling denilen işlem. Haftada bir kez duş bitiminde ya da yüzünüze bir süre sıcak suya batırılmış havlu bastırdıktan sonra genelde tanecikli bir ürünle ürün talimatlarına uyarak yapılan işlemdir. (amaç gözeneklerin biraz açılmasını sağlamak ve siyah nokta temizliği de yapmak. Sıcak su gözeneklerinizi açar)  Kimyasal ürün kullanmak istemez iseniz internette çeşitli peeling maskeleri tarifleri var, onlardan yararlanabilirsiniz.

           c) Maske Bunun mantığı bana göre cildi ferahlatmak ve biraz daha geniş çaplı bir temizlik yapmak. Haftasa bir uygulanıyor genel olarak.

           d) Cilt tipine özel uygulama:  Şimdi bu kişiden kişiye değişen bir uygulama. Eğer cildiniz sivilceli yada başka bir sorunu varsa gidip mutlaka bir dermatoloğa danışmalı ve tedavi görmelisiniz. Lütfen ihmal etmeyin.


Tavsiye Saf & Temiz 3'ü 1 Arada Yağlanma ve Pürüzlere Karşı Temizleme Jeli : Bu jeli üç şekilde de kullanabiliyorsunuz ve fiyatı da uygun. Fakat şu var ki kuru ciltleri daha da kuruttuğu söyleniyor. (mantıklı olarak çünkü zaten yağlanma karşıtı bir temizleme jeli bu) O yüzden alırken lütfen cilt tipinizi göz önünde bulundurun. Temizleme için kullanılabileceği yazıyor ama yağı çok çözdüğü için ben daha hafif etkili bir temizleme jeli kullanmanızı öneriyorum. Daha önce dediğim gibi cildin yağ dengesi ile oynamak kötü sonuçlara yol açıyor.

Tavsiye 2   Neutrogena Visibly Clear Pembe Greyfurt Yüz Temizleme Jeli : Nispeten daha hafif bir temizleme jeli. Temizleme hissi daha az oluyor Garnier'in ürününe göre ben bunu yağı daha az çözmesine bağlıyorum ama emin değilim. Neutrogena'nın ürünlerinin tek sevmediğim yanı içeriğinin temiz olmaması. 

Tavsiye 3 Neutrogena Visibly Clear Yağsız Yüz Temizleme Sivilce Jeli:Eğer dermatoloğa gözüktüyseniz ve sivilce sorununuz yoksa dönemsel sivilceler için bu ürün bende gerçekten işe yaramıştı. Kızarıklıkları gideriyor ve sivilceleri yavaşça söndürüyor. 


Madde 2: Nemlendirme. Bu konuda hala 'Doğru' nemlendiriciyi bulmayı başaramadım. Çünkü her ne kadar ürünün üstünde sizin cilt tipinize göre olduğu yazsa da bazısı sivilce yapabiliyor bazısının ise yüz türünüze  tam tersi  olan ürünü (mesela karma ciltliyseniz normal ciltler için olan ürünü) size daha iyi gelebiliyor. Bu yüzden yine bol bol araştırmalı ve deneme yapmalısınız. 

Tavsiye Garnier Nem Dengesi Serisi: Serinin üç farklı türde ürünü var. Ama ben yine pek memnun kalmadım. Bu yüzden sadece deneyin yani.


Madde 3: Koruma. Mutlaka özellikle yaz ayları evet ama dermatologlar evden her çıkarken yüze güneş kremi sürülmesini şiddetle tavsiye ediyor. Kalkıp lütfen denize gittiğiniz güneş koruyucuyu sürmeyin. Yine cilt tipine göre değişiyor güneş kremleri buna dikkat edin.


Tavsiye Avene Emulsion SPF 50 Faktör Karma Ciltler için Güneş Kremi : Bundan önce bir şey söylemek istiyorum. Bu yüzdeki bazı kızarıklıklar, kuruluklar güneş sebebiyle olabiliyor bu yüzden güneş kremi alırken ucuza kaçmamaya çalışın. Bu elimdekinden çok memnun değilim (çünkü yüz tipime göre değil) yoksa gerçekten kaliteli bir seri.


Madde 4: Dudak bakımı.

a)Ölü deriden arındırma: Evet burada da var aynı madde. Fakat bunun için bir ürün yok. Üründen ziyade birer çay kaşığı zeytinyağı, bal ve şekeri karıştırarak bunu dudağınıza dairesel hareketlerle iki üç dakika masaj yaparak uygularsanız hayli hayli işinizi görür.

b)Nemlendirme: Önemli çünkü dudağın çok çabuk kuruyan bir yapısı var. Ve kuru dudaklar gerçekten hiç  hoş görünmemekle beraber  deri soyulmaları ve kanamalara sebep olmaktadır. Özellikle kış ayları cebimizden dudak nemlendiricilerini eksik etmemeliyiz. 
Tavsiye Blitex MedPlus: Çok kuru dudaklara sürülmemesi gereken bir ürün. Keskin bir yapısı olduğu için dudak kanamalarına yol açabilir
             Nivea Lip Hydrocare: Dudakta ağırlık yapan bir ürün. Çok kuru dudaklar için.
             Nivea Lip Care Essential: Günlük kullanım için ideal.
             Nivea Lip Med Protectıon: Bu dudağın soyulmasına ve yenilenmesine yardımcı olmakla     beraber aynı zamanda güneş koruması da içeriyor.
            Baby Lips: Tek kelime. Beğenmiyorum. Bana göre sadece fazla parıltı veriyor başka bir işe  de yaramıyor.
            Neutrogena Norveç Böğürtlenli Dudak Nemlendiricisi: Kışın Neutrogena ürünleri epey iş   görüyor.

Dipnot: Erkekler için blitex, Neutrogena ve nivea med+ öneriyorum. Diğerleri parlaklık veriyor çünkü. 

Madde 4: Diş bakımına lütfen önem gösterin. Her altı ayda bir dişçiye gitmeyi unutmayın. Çünkü gerçekten çok dikkat çekiyorlar. Önerebileceğim bir diş macunu yok şimdilik. Fakat günde en az iki kez diş fırçalamayı alışkanlık haline getirmeniz size kocaman bir artı puan sağlayacaktır.

El Bakımı

     


Madde 1: El bakımı için ölü deri temizleme işlemi (bana göre) çok önemli olmamakla birlikte en önemli şey nemli ve yumuşak olmasıdır. Bu yüzden elleriniz kuruduğunda nemlendirici kullanmayı ihmal etmeyin. 

Madde 2: Tırnaklarınızı her hafta bakımlı tutmanız yine iyi olacaktır. Tırnak yeme gibi bir alışkanlığınız varsa bunu çeşitli tedavileri mevcut lütfen bunları deneyiniz. (Kadınlar için) İlla ojeli, uzun tırnaklara sahip olmanıza gerek yok. Kısa kesilmiş ama gayet temiz düzgün duran tırnaklar da gayet iyidir.  

Tavsiye Vaseline: Bu  krem özellikle kış aylarında çok işe yarıyor. Sadece el için de değil ayaklarınıza sürüp kalın bir çorap giyip yattığınızda ayaklarınız (aynı yöntemi ellerinde de uygulayan var) yumuşacık oluyor. Bu yüzden indirimden bir kavanoz edinmeniz bence iyi olacaktır.


Madde 3: Sizin görmediğiniz ama insanların gördüğü dirsekler. Ne kadar bir çoğumuz farkında olmasak bile dirseklerimiz çok kuruyor ve bazen pütürcükleniyor. Bunu önlemek için ellerinizi nemlendirirken bir miktar fazla krem alıp dirseklerinize sürmeniz bu sorunu oradan kaldıracaktır.


             


Madde 4: Bu el bakımıyla alakalı olmasa bile tek maddelik olduğu için buraya koymaya uygun gördüm. Yaz kış fark etmemekle birlikte kollarımız ve bacaklarımız da kuruyabiliyor. Fakat geniş yüzey alanınına sahip olduklarından dolayı boş verebiliyoruz. İhmal etmemenizi öneririm eğer üşeniyorsanız sprey kremleri bir deneyin. Ben çok memnunum.

Parfüm



Burayı madde şeklinde yazmayacağım. Herkes parfüm kullanmak zorunda değil kiminin alerjisi olabiliyor. Ama bu ter kokusu meselesine mutlaka bir çare bulmanızı öneririm çünkü yaz ayları malum. 

Çeşitli roll on ve deodorant kullanabilirsiniz. Ama şu alüminyum problemi var. Bilmeyenleriniz için deodorant, parfüm ve roll on'lar bu elementi bulunduruyor ve kansere sebep açabiliyor. Bu konuda dikkatliyseniz Yves Rocher'in tamamen doğal bir roll on'u var onu denemenizi öneririm. 

(Benim elimdeki ürünleri bitirmek gibi bir huyum var. Biter bitmez bende ondan alacağım) 

Ama bir çözüm daha duydum. Duştan çıktıktan sonra biraz karbonat sürerseniz koltuk altlarınıza bu ter ve kokusu ortadan yavaş yavaş kalkıyormuş. Denemedim ama.

Yine de çeşitli çözümler var. Çareler tükenmiyor.



Cidden çok yoruldum. Ama iki yıldır biriktirdiklerimi, okuduğum yüzlerce sayfanın özetini bitirdiğim için mutluyum. Hiç eğlenceli mizahı olmadı biliyorum ama defalarca denedim fakat en net akıcı bu şekilde aktarabildim.

Kalın sağlıcakla dünyalılar. 


Şimdi babamla aramın kötü olmasının birçok sebebi var ama ona gıcık olmamın en büyük sebebi beni sürekli korktuğum durumların içine sokmasıdır.


Bu ne demek peki. Açıklayayım. Hepimizin belli korkuları vardır. Kimimiz yüksekten, kimimiz karanlıktan kimimiz ise küçük bir alanda kapalı kalmaktan korkarız.(klostrofobi) Hah babam bende bunlardan birinin olduğunu duyduğunda ya da hissettiğinde beni o duruma ZORLA sokar. Hani şey değil 'Hadi yapabilirsin.' falan gibisinden cesaret verici sözler yok. Direk o durumun içine sokar kaçabileceğim kapı bırakır fakat eğer ki o kapıdan kaçacak olursam aylarca benimle dalga geçer ki bu da en sinir olduğum şeylerden biridir.


Şimdi yerinde bir örnek vereyim. Sekizinci sınıftayken bir araba kazası geçirdim. Kazanın olduğu bölge çok sıkıntıydı çünkü yokuştu ve geceleri oradan arabalar hız yapıp geçiyordu. Sonuca gelirsek bana bir şey olmadı - asfalta sülük gibi yapışmam dışında- sadece biraz belim morardı. Sürücü kadındı ve arabayı daha yeni çalıştırmıştı.  Bir de ufak bir dipnot beni araba çarpan yerin etrafında hiç trafik ışığı yoktu -bunu Jandarma belediyeye beş bin kez ikaz etmesine rağmen- olaydan sonra yanlış hatırlamıyorsam beş tane trafik lambası yapıldı.


Bu olaydan sonra bende inanılmaz bir araba korkusu oluştu. Sanki arabalar beni ezmeye programlanmış canavarlardı. Yol tamamen boşalmadan geçemiyordum ve metrelerce sonra olsa bile genelde trafik ışıklarını tercih ediyordum.

Tabi babam nasıl olduysa ayıktı bu korkuma. Birgün beni yürüyüşe çıkardı ve 48495805 kez karşıdan karşıya geçirdi. (kesinlikle yolun boşalmasını beklemeden ve yaya geçidi kullanmadan)  Eve geldiğimde sinirden ve korkudan elim ayağım titriyordu.


Herneyse ben dün dedik ki bisiklet sürmeye gidelim. Hani minimum yedi kilometre süreceğimi bile bile çıktım bu yola. Biraz da ben daha önce kullandığımız güzergahı kullanırız diye düşünerek çıktım yola ama ne arar.



Beni Instagram'dan takip ediyorsanız bu yolu hatırlarsınız. Bu yol üniversiteme giden bir yol ve ben her geçtiğimde sağ taraftaki ormanlı uçurumu ve soldaki göl manzarasını çekerim.

Ve buranın trafiği okul zamanında hep sıkışık olur. Çünkü çift şerit ve şeritler küçük. Şimdi benim peder önde gidiyor ben arkada buraya girdi ben dedim 'Aha ayvayı yediik.' Hani bağıramıyorum da 'süloğğ nereye gidiyon yav!' diye çünkü yediremiyorum kendime pes etmeyi. 


Hah şu sağ şerit var ya orada en sağdaki çizgi ile bariyer arasında iki buçuk ata ata gidiyorum ben. Aralarda da ışıklar var metrede bir bu asfalta sabitlenmiş. Her metrede bir kalp krizi geçiriyorum onlara takılıp düşeceğim diye. Biraz takılıp düşsem bariyerin arkasına uçurum orası hep. Ölüm garanti yani. 


Her solumdan araba gelip geçtiğinde 'YÜCE RABBİM SANA GELİYORUM.' diyorum. Kulaklığı falan çıkardım dikkatim dağılmasın diye birde yol epey uzun. Yani arabayla üç dört dakikalık bir köprü. 

Neyse ölmeden geçtim ama sonunda. Hayır benimki de ayrı bir inat.

Neyse devamında beni saçma sapan orman yoluna sokması mı dersin tamamen yokuş olan altmış derecelik bir yokuştan aşağı indirmesi mi yoksa yine aynı tip yokuştan çıkarması mı?


AY ÖMRÜMDEN BİR İKİ YIL GİTTİ GALİBA.

Ama ölmedim işte. hala buradayım. 


Yani ölmüş de olabilirim, bilemiyorum.

Bunları bir yana atarsak başlamakta geciktiğimi düşündüğüm animelerden birisi olan Fairy Tail'in mangası final yaptı sonunda. Benim favori çiftim birbirine olan sevgilerini daha önce itiraf etmişlerdi ama (meraklısına gajeel x levy) çoğu çiftlerin ucu açık bırakıldı. 

(Fanart'lar olmasa ölebilirdim)


Gönül isterdi ki şu Naruto gibi devam etsin, çocukları olsun evlensinler falan görelim biz bunu. Ama hain Hiro Mashima bizi bundan mahrum bıraktı.


Bir efsane daha bitti. Animenin son sezonunun 2018'de geleceği duyuruldu.

Bunun haricinde yeni bir animeye ruheşimin tavsiyesi ile başladım. Kakegurui. (İncelemek için tık)



Konu: Hyakkaou Akademisi, çok farklı bir müfredata sahip ayrıcalıklı bir kurumdur. Zenginler içerisinde bile zengin olduğunuzda sizi öne çıkaracak şey kitaplar ya da atletik yetenekler değildir. Rakibin aklından geçenleri anlamak ve uzlaşma sanatıdır. Bu becerileri sivriltmenin ise kumardan daha iyi bir yolu yoktur. İşte bu sebeple Hyakkaou Akademisi'nde kazananlar krallar gibi yaşarken kaybedenlerin canına okunur. Ne var ki okula Yumeko Jabami'nin katılması, herkese gerçek kumarın ne olduğunu öğretecektir. (kaynak:Türkanime çünkü konu yazamıyorum)

Daha 12 bölümden sadece dördü yayınlandı. Aslında böyle yeni anime seyretmeyi sevmiyorum. Sonu belirsiz ve bekle anam bekle. Çok aman amanda hoşuma gitti denemez ama (madem öyle niye seyrediyorsun yalnizamaozgur değil mi?) okula yeni gelen kızın yönetim kurulunu dağıtmasını dört gözle bekleyip, merak ettiğim için izliyorum galiba. 





Son olarak şuraya birkaç hafta önce keşfettiğim dinleyip (ve klibini izleyip) güldüğüm müziği bırakıp kaçıyorum.

Mühendisliğe dair bilinmesi gereken iki şey vardır.

1)Matematik
2)Matematik

Şaka bir yana matematiği ya da sayılar arasında kaybolmayı sevmiyorsanız sakın mühendisliğe gelmeyin pişman olursunuz.


Ben nasıl geldim? Anlatayım. Ebeveynlerim bir yaşıma geldiğim zaman beni bir tepsiye oturtmuşlar. Önüme ayna, stetoskop, minik bir motor, bir bilgisayar, kitap ve yanıp sönen basit bir devre koymuşlar. Eğer kitaba alırsam hukuk, aynaya alırsam hiçbir şey, motoru alırsam makine mühendisliği...

Ciddi ciddi okuyor musun sen hala?



Benim bölümü kazanmamın özeti şöyle: Babamın çenesi kapansın diye yazdım. GELMEZ DEDİĞİM BÖLÜM GELDİ.


Evet bu gerçekten böyle. Ulvi bir hikaye beklemeniz yanlış benden bir kere. Ama şöyle bir şey vardı benim hedefim yoktu. 49843 kez hedef değiştirdim sınav yılı. En sonunda da bıraktım. 'Puan gelsin de bakarım.' moduna girdim. Ki bu aslında iyi bir şey değil. Puan geldi (iğrençti) ve ek olarak elimizde okul birinciliği olunca otuz tercihin otuzunu da yaptım evet. Daha doğrusu yaptılar. Ben anca baktım.


Ama emin olduğum bir şey vardı ki elektrik elektronik is-te-mi-yor-dum. (Bir şey itiraf edeyim mi size. Kendi okullarımın mezunları bize bölüm tanıtmaya gelmişti çok eskiden. Oradan silik bir hatıra hatırlıyorum. Şu an aynı bölümü okuduğum birisi bölümünü söyleyince 'hıı bu mu?' gibisinden bir laf etmiştim içimden. ALLAH'IM BAŞIMA NE GELİYORSA BU BÜYÜK KONUŞMAM YÜZÜNDEN GELİYOR. Allah'tan daha kötü bir şey gelmedi.) Ama babam o kadar çok başımın etini yedi ki işte bölüm şöyle iyi böyle iyi, öğretim dili İngilizce sonra kardeşlerimin okulunun müdürünün oğlu (dıdısının dıdısı anasını satayım) elektrik elektronik mühendisliğinde okuyormuş beni okul müdürüyle konuşturdu. Allah Allah. Bir de güya ben bu bölümü kazanınca bana ARABA alacaktı. Adamın önünde söz verdiydi.

Aldı mı peki?

TABİİ Kİ DE HAYIR!Ne arabası bilgisayarı bile aldırana kadar iki yüz kez öldüm.


Neyse dedim ki yazayım nasılsa gelmez. O tercihlerin açıklandığı gün var ya. Sayfayı açar açmaz böyle nasıl küfür edeceğimi şaşırdım inanın. Bir ağladım bir ağladım ama  aboov.



 Yalnız bir ayrıntıyı atlamamam gerekiyor. Biz tercihleri yaptıktan sonra (siz neye inanıyorsunuz bilmiyorum ama) Allah'tan hep hayırlısını istedik. 'Allah'ım benim için hayırlısı neyse onu nasip et.' dedim her gün. O an bilmiyordum sadece babamın üstümde bası kurduğu bir isteği daha hayatımı mahvetmiş gibi geliyordu ama daha sonradan anlayacaktım ki ben o bölümden başka bölümde yapamazmışım.

Evet anladım yani sonradan.


Daha bunu çok yakın bir zamanda çözdüm sınav senemde çözüp çözmediğimi hatırlamıyorum. Fakat inanın çözerken diken üstündeydim. 'Ya başka bölüm çıkarsa?' diye. Doğru yerde  olduğuma ne kadar emin olsam da.

Sonuç olarak bölümü kazanmamın hikayesi bu. Kronolojik sıraya göre devam edecek olursam ilk önce okulun ilk gününü anlatmam gerekiyor. Ama ben hazırlık eğitimi aldığım için orayı ve mühendislik için İngilizce'nin önemini bir sonraki kısa yazıda anlatmayı düşünüyorum.

 Evet, hazırlık okuduğumu söylemiştim,  bir sene üniversitede geçirdim ama hani insan merak eder, ‘Acaba bölümüm nerede?’ diye gidip bakar bir değil mi? Ihh ıh. Ben ve hazırlıktan kendisini yumruklamam ile tanıştığım en yakın arkadaşım okulun ilk günü buluştuk, hani tencere kapak derler ya, hah o muhabbet! İkimizde bölümün yerini bilmiyoruz! O da okula kayıt olduğu gün gelmiş daha sonra unutmuş. Okulda çok az insan var, işin tuhaf yanı sorduğumuz güvenlik görevlileri de bizi yanlış bir binaya yönlendirdi. Aynı bölümde olduğumuz arkadaşlarımızı arıyoruz kimse telefona cevap vermiyor. (sonradan öğrendik ki yazılım dersinin hocası telefon konusunda çok katıymış dokunanı dersten atıyormuş) Tabi bizde olduğumuz yere çömdük tarlası yanan iki çiftçi misali.


Sonradan ne mi oldu? Aradığımız 12 kişi toplu olarak bizi bulup sınıfa götürmeye geldiler.
                                                                                                                             
Yani kısacası bölümümüzdeki ilk dersimize giremedik. Şaka gibi gerçekten.



                                                                                                                   
Sadece Türk Dili Ve Inkılap Tarihi derslerini Türkçe olarak görüyoruz. Diğer dersler tamamen İngilizce.

Derslerin içerikleri hakkında bilgi verecektim de çok üşendim şu an.

Bir  de kim size ne derse desin en geniş alanı olan mühendislik dalı elektrik elektronik mühendisliğidir. Çünkü elektriğin olduğu her yerde iş yapabiliyoruz aga. E şu an zaten her yer elektronik, her yer teknoloji, gittikçe hayatımız makineleşiyor hal böyle olunca iş arayacağımız alan bayağı gelişiyor. Fakat direk 'EEM mezunu ne iş yapar?' sorusu çok sıkıntılı bir soru.

Şu an bizim eski mezunlarımızdan bir tanesi Snapchat'te çalışıyor mesela. Türk Telekom'dan iş bulan da var robotik çalışmalar üzerine araştırma yapan da.

Benim planım  mı ne? Eheheh bunu ileride göreceksiniz zaten.



Fakat önemli olan şey kendini geliştirebilmek. Başladığın yıldan itibaren boş durmamak sanırım. En azından bizim seminere çağırdığımız herkes öyle diyordu. Mutlaka bir projeye katılmış olmak gerekli üniversite yaşamın boyunca. Bu bir drone projesi de olabilir, makine mühendisleri ile ortak yapılan bir yarış aracı da. Yani kısaca kafe kafe dolaşıp yatılmamalı.

Sosyal sorumluluk projelerine girmeli, mutlaka bir hobi edinilmeli. Hobi konusunda bayağı geniş şu an alanım ama ileride ne olur bilemiyorum tabii. Sadece resim müzik gelmesin aklınıza. Dalış yapmak, at binmek, heykel kursuna katılmak... Hepsi olabilir.

Onun haricinde ise kendi kendini geliştirmeyi öğrenmeli insan. Açıkçası ben endüstri 4.0'ın ne olduğunu bilmiyordum sora sora öğrendim. Soru sormaktan korkmamalı ve bol bol araştırma yapabilmeli. Ve bundan da keyif almalı. Çünkü keyif alınmadığı taktirde epey zorlayabiliyor.

Şu an İEEE kulübünün Computer Society takımının idari kurul üyesi oldum. İki etkinliğin organizasyon takımında yer aldım. On civarı şirketle iletişim kurup onları etkinliğimiz hakkında bilgilendirebildi. Bu sene bu kadar ilerledim.

Bu seneki pişmanlığım iki dersi eşekliğimden bırakmış olmamdı. Onun haricinde evet derslerim kaldı birkaç tane daha ama onlara gerçekten yapabileceğim bir şey yoktu.


Ama biraz daha fazla İngilizce çalışabilirdim galiba.

Kendime dipnot: Lütfen balık hafızalı olduğunu unutma. Bu yüzden seminere gelen insanların konuşmalarını not al mutlaka.



Ahahahahah kafayı yiyorum. 


Aslında yirmi yaşında değilim. En azından daha değilim. Ağustosun yirmi beşinde gireceğim yirmi yaşına.

Şöyle bir dönüp baktığımda hiç 'aşırı' derece sivilce sorunum olmadı. Ama hep vardı. Lise son sınıfta üniversiteye geçince geçer gibi bir düşüncem vardı. O yüzden hiç dermatoloğa gitmemiştim. Açıkçası çokta takmıyordum. Ama hazırlıkta bittiği halde bu sivilce sorunu devam edince gözüme batmaya başladılar.Yine bir sene verdim ama ııı ıh. Yine geçmeyince doktora gitme kararı aldım.

TABİİ Kİ hormonelmiş sorun. Bu yüzden akşam yüzüme süreceğim bir ilaç ile sabah sürmem için bir jel verdi. 



Bu jel. Sabah temiz yüze sürüyorum. (BARİZ OLARAK bazen kendimi yazarken anlamıyorum zaten temiz yüze sürülür Allah'ım) Bu arada bir türlü fotoğrafı odaklamayan telefonuma sövdüm epey Allah affetsin.

             
                                                                                           
 Şimdi ilaç bu. Ama yapımı biraz sıkıntılı. Birkaç püf noktası var onlar yapılmazsa ilaç mundar oluyor. Bu arada bu benim ikinci kutum. İlk ay hiçbir sıkıntı yaşamadım bütün sivilcelerimi söndürdü. Gece yatmadan önce bit tabaka halinde sürüp uyuyorum. Ama birkaç kez sürüp gece üçe kadar uyanık kaldım. Aboo öyle bir kaşıntı yaptı ki gidip yıkamak zorunda kaldım.

Ama dikkat çekmek istediğim olay şu ki ilk kutumda hiçbir sorun yaşamadım.  Geçen instagram'da paylaştığımda birkaç kişi hiç memnun kalmadığından bahsetti.





İşin püf noktası etil alkolü toza karıştırmadan önce vücut sıcaklığına getirmek. Birileri yazmış işte kremi de folyoya sarıp kaynar suya atın falan ama onu yapmaya gerek kalmıyor. Etil alkol şişesini yarım saat falan avucunuzda tutunca o ısınıyor zaten.


Öbür türlü direk toza dökerseniz olması gereken gibi şeffaf bir karışım olmuyor ve okuduğum kadarıyla topak topak oluyormuş. İşte o zamanda ilaç ziyan olmuş oluyor. 


                

 Daha sonra o toz - akol karışımını AZAR AZAR ilaca ekliyoruz. Eklediğimizde o jel topaklanıyor gibi oluyor. (o nasıl bir sözcük yaa) O karışımı iyice kabın içinde jele yedirmeden tekrar eklemiyoruz. Böyle böyle daha az parlak daha az pürüzsüz bir krem oluyor.

Bende işe yaradı mı?

Evet yaradı. İlk kutuyu bitirdiğimde gözle görülür bir etkisi vardı yüzümde. Bu arada amanın dikkat tişörtünüzü ve yastık kılıflarınızın rengini açacak bir özelliğe sahip. Bu yüzden kullanırken yattığınız ve giydiğiniz şeylere dikkat etmenizi öneririm.

Ayyy öyle işte. Bu aralar gene ihmal ediyorum. Yazmaya üşeniyorum açıkçası. (tamam vurmayın)


BONUS: 



                     
Seviyorum delilerimi.