Merhaba dünyalılar. Yeni eğitim öğretim yılının ilk gününü atlatmış durumdayız. Umarım her biriniz gönlünüzdeki veya hakkınızda hayırlı olan bir okuldaki bölüme yerleşmişsinizdir.


Kiminiz memleketinden çok uzak bir yere gitti kiminiz ise günlük evine gidiş geliş yapıyor. Hepinizin ortak yanı heyecanlı olmanız. Yeni şeyler yapmaya, keşfetmeye heyecanlısınız. Çünkü şu an (lafım üniversite öğrencileri için) hepiniz 'kanunen' yetişkinsiniz.

Şimdi. Ağzımdaki baklayı çıkarayım artık. Burada bugün yazmak istediğim konu (başlıktan kiminiz anladı kiminiz anlamadı) sigara ve alkol konusu.


Bunu size kah şu an üniversite ikinci sınıf öğrencisi kahta okul hayatını sekiz ayrı şehirde tamamlamış bir abla olarak anlatacağım. Kulaklarınızı açıp dikkatli dinlemenizi tavsiye ederim.

Heveslemenizde bir sorun yok, bunu bilin. Biz insanız, merak ederiz, deneriz, yanılırız. Zaten atamızın yasak meyveye olan merakı yüzünden burada değil miyiz? 

Mesela ben kendimden bahsedeyim. Ben kullanmıyorum ve bu konuda kırmızı çizgim var. 'Neden?' diye soracak olursanız da seve seve yanıtlarım. Çünkü mantıklı değil. Ben mantığımla hareket eden bir insanım. Sigara ve alkolden alınacak o 'Zevk' duygusunu başka şekillerde yaşayabileceğimin kanaatindeyim. Mesela güzel bir film izleyerek ya da paramı biriktirip gastranomik yemekler tadarak. 


Bana göre mantıksız bir eylem çünkü kökende vücudumuza zarar vermekten başka ne işe yarıyor? 'Sosyal statü yükselttiğini' düşünen arkadaşlar varsa, lütfen, sağ üstteki çarpı işaretine tıklasınlar. 

Mesela sadece şaraba olan bir merakım var. Fakat bunun tadımını da (muhtemelen beğenmeyeceğim kendimi biliyorum) çok güvendiğim birinin yanında uzun zaman sonra gerçekleştireceğim ki istenmeyen sonuçlara yol açmasın. Çünkü şarabın ayrı bir tarihi, çeşitliliği beni cezbediyor.


Şimdi size gelelim. Nerede olursanız olun aradan bir tane 'Yaa kanka sigaradan bir dal alsana.' diyen bir arkadaşınız olacaktır. Denemek isterseniz denersiniz, sonra yüzde doksan devamı gelir, fakat sırf 'ya herkes içiyor bende içeyim.' diye düşünüp İÇMEYİN. Anneniz ne derdi? 'Arkadaşların kuyuya atlasa sende mi atlayacaksın?'

Bunu yaptığınız an bilin ki kişiliğinizden taviz veriyorsunuzdur. Kulağa acımasız geliyor değil mi? Evet öyle çünkü! Sizin yapmak istedikleriniz veya istemedikleriniz sizi oluşturan şeylerdir. Eğer sadece sevmediğiniz bir kahveyi bile sırf sıtarbaksta arkadaşlarınızla oturuyorsunuz diye içiyorsanız, yine aynı yere çıkar. Sevmediğiniz bir şeyi alıp tüketmeniz müsriflik değil de ne? 



Sonunda sadece çevrenizdekilerin başarısız bir yansıması olursunuz. Bunu fark etmek ya da ettiğinizde düzeltmek ise biraz sıkıntı oluyor. Çünkü insan bir süre sonra 'Ne istiyorum?' sorusuna cevap vermek için etrafına bakmaya başlıyor sürekli. 

Yani demek istediğim eğer 'Hayır.' iseniz 'HAYIR' olun. Bunu belirtmekten çekinmeyin. 'Beni dışlarlar mı?' diye düşünmeyin -ki dışlarlarsalar da bırakın gidin! İnanın dünyada yedi buçuk milyar insan var. 

Şimdi alkol konusuna gelince. Buna hani 'içmeyin. Sakın. Ehh kaka.' demiyorum. Vizeler, finaller biter kafayı dağıtmaya gidersiniz. Fakat benim tavsiyem eylemlerinizi kontrol altında tutabilecek kadar için. Yani tabiri caiz olmasa da götü başı dağıtmayın daha yeni tanıştığınız insanlarla beraberken. Hiç değilse eve veya yurda kendi başınıza dönebilecek kadar için.


İnsanların gerçek düşüncelerini öğrenmeniz sandığınızdan daha uzun ya da kısa vakit alabilir, bunu bilemezsiniz. Bu sebepten dolayı sırf birkaç bardak içki için kimsenin eline koz vermeyin.

Evet ailenizden uzaktasınız belki ama bu onların hiçbir şeyden haberleri olmayacağı anlamına gelmiyor. Eylemlerinizin sonuçlarını düşünün. Kendinizi veya ailenizi utandırıcı durumlara düşürmemeye çalışın bence. Üniversite 'çılgınlık' yapma yeri değildir, bunun böyle olduğunu savunan insanlar geçmişte yaptıklarından ve gençliklerinden pişmanlık duyan ama bunu itiraf edemeyecek kadar güçsüz olan insanlardır.
Kendinize iyi bakın dünyalılar.

Merhaba Dünyalılar! Öldürcü Gün #7 (meraklısına tık) yazımda bu sonbahar yeni sezonlarını beklediğim bazı animelerden bahsetmiştim. Onlardan bir tanesi de şu ana kadar en sevdiğim on animenin içinde olanlardan biriydi. Bu yazıda kaç sezon olduğundan tutun görsel efektlerine konunun gidişatına kadar olabildiğince aklımda olan her şeye değinmeye çalışacağım. 
O zaman pişirmeye başlayalım!


Anime orjinal adı: Shokugeki No Souma (Yemek Savaşları) 

Sezonlar: Şu ana kadar çıkmış iki sezonu var. Bu sonbahar üçüncü sezonu çıkacak
                Shokugeki no Souma (24 bölüm +2 Ova)
                Shokugeki no Souma: Ni no Sara (13 Bölüm)
                Shokugeki no Souma: San no Sara (Gelecek sezon çıkacak)

Manga Durumu: Mangası mevcut ve devam ediyor ve anime mangadan uyarlamadır.
                              Güncel bölüm sayısı 230 (devam etmekte)

             
Konusu: Yukihira Souma çocukluğundan beri babasının tek başına işlettiği restorantta ikinci şeflik yapmaktadır. Yıllarca Souma, müşterilerini daha iyi ağırlamak için yaratıcı, yetenekli ve cesur mutfak konseptleri geliştirdi. Kendi lokantalarının başına geçmek onun rüyasıydı.


Ancak babası aniden restoranlarda yemek pişirme becerilerini dünyadaki restoranlarda test etmeye karar verince, Souma'yı Tootsuki Mutfak Sanatları Akademisi'ne göndermeye karar verir. Bu okul, öğrencilerin sadece yüzde 10'unun mezun olduğu seçkin bir yemek okuludur. Kurum, öğrencileri yoğun, yüksek kaliteli yemek pişirmeleri ile  yüzleştiği "Şokugeki" veya "yemek savaşları" ile ünlüdür.

Souma ve yeni okul arkadaşları Tootsuki'nin aşırı yaşam biçimine alışmak için mücadele ederken bir taraftan da kendini geliştirmek zorundadır.


Karakterlerden ve hikayeden başlayalım. Hikayenin gidişatı kesinlikle sıkmıyor ya da boğmuyor. Tam sıkılacağınızı düşündüğünüz an bir yerden bir şey patlıyor ve yeniden animeye kitleniyorsunuz. 

Karakterlerin her birinin apayrı hikayesi ve yemek yapmak için amaçları var. Animede bu amaçların onları ne kadar güçlü hale getirdiğini çok rahat görebiliyorsunuz.



Fakat kesinlikle sıkmıyor. Yani her karakterin hikayesinden bahsediliyor olması insanı bunaltmıyor her nasılsa bunu da iyi bir dengeye oturtabilmişler. 

Hikaye kendine gerçekten bağlıyor. Çıkan tesadüfler 'Saçmalamışlar.' seviyesinde değil. Ben mangayı okuduğumdan dolayı animedeki neredeyse her davranışın bir sebebi olduğunu biliyorum. Bu üçüncü sezonun sonu gibi animede anlaşılır diye düşünüyorum. 


Anime hakkında (benim için) tek eksi anime türünün ecchi olması. Bu da çıplaklık içeriyor demek. Özellikle kadın organları aşırı derece abartılı çiziliyor. Yemeği tadanlar hayallerinde kıyafetleri falan yırtılıyor. Yani 'Ohaa böyleyse izlenmeeez' derecesinde bir şey yok fakat yine de uyarmak istedim.


Devam edecek olursak özellikle gastronomiye ilgisi olanlar kesinlikle izlemeli. İnanılmaz dercede genel kültür arttırıyor. Bir yemeğin yapılış aşamasından tutun sebzelerin yetiştikleri spesifik mevsimlere ülkelere özgü yemeklere ve yemek terimleri ile açıklamalarına kadar bir sürü bilgi veriliyor. 


Görsellik tek kelime ile kusursuz. Gerçi 21. yüzyılda yapılan animelerin genel olarak görsellikleri muazzam (teknolojiden dolayı) fakat size şöyle bir (bana göre itici) örnek göstermek istiyorum.


Bu 2017 yaz animelerinden 'Ballroom e youkoso' diye bir animeden bir alıntı. Karakterlerin boyunlara baktıkça gözlerim yanıyor. Bu Mangaka'nın (manga'yı çizen kişi) çizim şeklinden kaynaklanıyor ever ama gözümü yakıyor resmen. 


Birde şunlara bakın. ^.^  Hiç göze batıyor mu? Herneyse tek karakterler de değil. Yemeklerin o kadar özenli yapıyorlar ki 'Allah'ım beni atın buraya da azıcık tadayım.' diyorsunuz. Kesinlikle aç izlemeyin diyeceğim ama ben izleyince dahi acıkıyorum öyle bir anime.


Vallahi abartmıyorum. 

İşte bu kadar dünyalılar. Animeyi izlemek isteyenler Türkanime'den mangasını okumak isteyenler ise Serimanga.com'dan okuyabilirler. (Herhangi bir reklam içermez ben bu iki siteyi kullanıyorum) 

BONUS:

Animenin ikinci sezonunda olması gerekiyor. Hayama döner yapıyordu. AS BAYRAKLARI AS.Videoyu şuraya bırakıyorum.



Anime yazılarımı haftada yazabilirsem ikişer üçer tane olarak yazmayı düşünüyorum. Aşağı bir şeyler karalamayı unutmayın ve kendinize dikkat edin!

Blog Sözlükte yazılarını takip ettiğim bir arkadaşımla kısa bir röportaj yaptı. Özellikle kullanıcı ismimin neden 'yalnizamaozgur' olduğunu epey anlattım.



Temamı değiştireli epey oldu aslında Instagram'dan edindiğim bir arkadaşım sağolsun. Sürekli siyah tabanlı temalar kullanıyordum ama beyaz tabanlıyı daha çok beğendim. Blogumu okuyanlar da aynı düşüncedeler. 'Siyahtan içimiz kararıyor değiştir şunu Nuuur' diyen epey bir kişi  vardı.

Şu an tek sıkıntım blogum teması ile alakalı şu iki üç sorun var. (Mesela devamını gör yazısının ingilizce çıkması gibi) Ama en büyük sıkıntım bire bir  mobil uyumlu olmayışı temanın.  Yine de çok kafaya takmıyorum çünkü çok içime sindi. 


Herkes sonbahar geliyor diye mutlu. Kazaklar, kitaplar, yağmurlu günlerde uyumak dersin, kahveler dersin...
Tabi bende mutluyum. Ama bir sorun neden diye?
Animelerin yeni sezonları yıl içinde iki dönem yayınlanır. bu dönemler 'Yaz' ve 'Sonbahar'dır. Yani benim için sonbahar demek yeni animeler, sevdiğim animelerin yeni sezonları demek.

Himouto! Umaru-chan R


Daha önce Umaru-chan'ın tam bir depresyon kırıcı özelliğine sahip olduğunu söylemiştim. Cidden izlerken çok eğlendiğim bir animedir. (Ama o kadar çok izledim ki tüm bölümlerini ezberledim neredeyse) Ve yeni sezonu bu sonbahar geliyor. 

Shokugeki no Souma: San no Sara


Hala yazılacak bir 'Anime önerileri' yazım var. Ve bu yüzden aslında Shokugeki no Souma hakkında bir şeyler yazmak istemiyordum. Ama hani tüm zamanların en sevdiğim animelerden biri. 15 yaşındaki Yukihira evlerinin altındaki küçük restoranında çalışarak büyümüştür. Birden babası dünya çapında yemekler yapmak için evden ayrılınca Yukihira'yı da mezun oranı %10'dan daha az olan bir yemek okuluna yazdırır. Bu yemek okulunda her şey yaptığın yemektir ve bu yemekle ancak prestij kazanabiliyorsun. 

Gerçekten muazzam bir anime. 


Hele yemeklerin yapılış aşamaları, tasvirleri, görüntüleri o kadar muazzam ki acıkmamanız içten bile değil.


Bu bölümlerine izleye izleye doyamadığım animenin üçüncü sezonu yolda. Ne kadar heyecandan mangasını okusam ve takip ediyor olsam da (Bu gelecek anime bölümlerinde neler olacağını ezbere biliyorum demek)  dört gözle bekliyorum yeni sezonu.

Yemeğe Bakış Açınızını Tamamen Değiştirecek Bir Anime : Shokugeki No Souma Okumak için tık.
Son olarak bir duyurum olacak.


Instagram hesabımda (@yalnizamaozgurstudies) KAF4 çekilişi yapıyorum. Bu seneye ya da seneye üniversiteye giriş sınavına katılacaklar için güzel bir fırsat olabilir.


İşte böyle dünyalılar. Kendinize iyi bakın ve yorum olarak  bir şeyler karalamayı unutmayın!
Başlığı aslında beğenmedim Dünyalılar. Normalde benim başlıklarım abidik gubidik olduğu için bu epey sade geldi bana da. Neyse bir yaz daha geçip gitti. Yazın başında 'Onu okuyacağım, bunu izleyeceğim, şunu çekeceğim, şurayı da çalışacağım,en güzel yazı ben yaşayacağım, eşi dostu düşmanı çatır çatır çatlatacağım.' şeklinde olan düşüncelerimizin bir kısmı ramazanda sahurdan sabaha kadar film veya dizi seyrederken 'Yaa çok açım kim kalkıp yapacak hem yazın başındayız daha.' şeklinde geri kalanı ise ramazan bittikten sonra sıcaklıkların tavana vurmasıyla 'Ohh klima var ne güzel, bilgisayarım kucağımda, soğuk su, bedava yiyecek hangi keriz (!) dışarı çıkar ki bu imkanlar varken.' biçimine evrildi.  Şimdi ise havalar yeniden hafif hafif serinlemeye başladı ve sıcaktan akan beyinlerimiz geri kendini topladığından 'Yaz ne ara bitti oğlum yaaaa.' diye hayıflanarak olan bitene anlam vermeye çalışıyoruz.

En azından geneli öyle.

Hepimizin yaza başlarken bir sürü düşüncesi hedefi vardı. Kimimiz gerçekleştirdi, kimimizin yazı aynen yukarıda anlattığım döngü şeklinde geçti. Peki ben ne yaptım?


Kaligrafi Meselesi

Yaza başlarken ilk hedefim şu kaligrafiyi ne yapıp edip öğrenmekti. Yabancı instagram  ders çalışma blogları ile bol bol sohbet etme şansım oldu bu konuda. Fakat gelin görün ki her seferinde çıkmaza giriyordum. Herkes sadece 'İzleyerek.' öğrendiğini söylüyordu.



Bu bana başlarda doğru gelmiyordu. (Gerçi hala gelmiyor) Modern kaligrafiye dair en büyük sorun çalışma kağıdı bulmanın (ücretsiz olanlardan) çok zor olması ve kalemlerinin çok pahalı olup, çok hızlı bozulmasıydı. Ben (ve asla evcilleşmeyen araştırma ruhum) gecemi gündüzüme katıp bir şekilde ücretsiz çalışma kağıdı bulmuştum internetten. Fakat kalemlerde sürekli sıkıntı yaşıyordum. Yüzlerce video izledim belki fakat herkesin yaptığı kalemle yapmayı bir türlü beceremiyordum.


Çok yaygın olarak kullanılan kalemlerin hepsini denedim fakat nafile. Kaldı ki bu Artline Stix o kadar pahalı olmasa bile Tombow Brush Pen epey pahalı. (Tek kalemi 10 lira) Ve aldıktan iki ay kadar sonra ucu kırçıllandı. Öyle olunca kalem özelliğini yitirmiş oluyor.

Zaten kaligrafi kalemlerinin bütün türleri Türkiye'de yok. 'İmza kalemi' denilen bir tür vardı. Sürekli onu bulmaya çalışıyordum. Ve vazgeçmenin eşiğindeydim. Ne kadar alıştırma yapsam da olmuyordu. Sonunda aliexpressten çakma imza kalemleri buldum ve sipariş ettim. Sonra da kendime dedim ki 'Bu son atış hakkım.' 


(Bunlar imza kalemi değil fırça kalem) Gelmesi bir ömür sürdü gerçekten. Oysa ki genel Aliexpress siparişlerimden çok daha kısa bir sürede, yirmi gün kadar bir zamanda, gelmişti. Kalemlerle bir iki deneme yaptım sağlamlıkları üzerine. Fena değildiler. İki imza kalemi bir de fırça kalem vardı. Daha sonra yüreğim ağzımda yazmaya başladım.


Sonuç.

Sorun bende değil kalemlerdeymiş. Yani defolu değillermiş ama çok sonradan konuştuğum birisine göre herkes aynı kalemi aynı şekilde kullanamıyormuş. Kimi Artline Stix ile çok güzel yazarken kimi aynı şekilde Tombow ile yazıyormuş.  Ben bunu baştan bilseydim o kadar umutsuzluğa düşüp kendimi üzmezdim. (Aslında düşündüm de üzebilirdim de. Çünkü anksiyete başa bela.)

Yine de yazabiliyorum. Fakat çok yazmaktan kalemlerimin mürekkepleri bitti ve yeniden sipariş etmeye fırsatım olmadığı için ara vermiştim. Geçen gün sadece bu iki tür kalemle değil aslında her kalemle kaligrafi yapılabileceğini gördüm. En yakın zamanda denemelere başlayacağım.

Büyük Bir Sorun

Evet böyle başlasam mantıklı olabilir. Beni okul zamanı takip edenler bilir derslerimin çok kötü olduğunu. Bunun sebebi de benim okula gelirken biliyorum olarak sayılan birçok şeyi bilmememdi. Evet benim suçum değildi yani bir başkasının hayatımı darma duman (Merak etmeyin sevgili arkadaş meseleleri değil) etmesi yüzündendi.


Sonra araştırdım, para biriktirdim, aradım, okudum. Buldum da çözümümü. En azından o sorunun çözümünü bulmuştum. Bunu bu yaz bitirecektim ve beni korkutan iki konunun altından hakkıyla kalkacaktım. En azından düşüncem buydu.


Fakat hayat umduğumuz gibi değil olduğu gibi ilerler. Ve ben aslında eksiklerimi giderecek kitabı, yolu bulmuşken asıl sorunumu unuttum.

Ders çalışmaktan soğumuş, nefret etmiş olmamı.

Ama sıkıntı yok ne kadar yaz bitse kitap bomboş dursa bile yapacağım. Çünkü asıl sorunumun da çözümünü buldum gibi. En azından yaklaştığımı sanıyorum. Eğer çözersem uzun uzun yazacağım merak etmeyin dünyalılar.

Bullet Journal



İlk denemem tam bir fiyaskoydu. (Bana göre en azından) Yanlış defter seçimiyle başlayan hatalarım katlanarak büyüdü. Aslında ben diğerini yaz sonuna kadar kullanmayı düşünüyordum fakat dayanamayıp bunu çıkardım ve Ağustos'tan başlattım.


Şu an için en kullanışlı temayı bulana kadar her ay farklı bir tasarım deneyeceğim. Önceki defterim çizgiliydi ve a6 boyutundaydı. Tam bir fiyasko. İmkanı yok yani benim a6'ya sığmamın.  Asıl istediğim defter Lechtturm 1917 dotted A5 ama malum fiyatları 80 - 90 arasında gezinince nasip olmuyor.


Her ay farklı takipçiler deniyorum fakat değişmeyen bir uyku takipçim var. Bu ay anı kutusunu deneyeceğim. Ay içinde yaşayıp unutmak istemediğim günleri yer,zaman ve kişiler belirterek kutunun içine yazıp büyük kutuyu doldurmaya çalışıyorsun. 

Bullet Journal gerçekten uğraştırıcı. En basit şekilde yapsan bile her gün zaman ayırman gerekiyor neredeyse. Meşgul olanlar için normal ajanda öneriyorum ben daha çok çünkü ben ne kadar motive olsam da uğraşırken bazı insanların zamanı çok değerli olabiliyor.

  
(Hayatımda ilk kez doodle çalışması yaptım ne kadar çok başarılı olmasam da Ağustos Gözdelerinin doodladım. Eğer okumadıysanız tık.)


Alınacaklar Listesi 

Bu sene içinde kulüp ile birkaç şehirdeki etkinliklere gitmeyi planlıyordum. (Hala planlıyorum) Fakat seyahat için hiç  eşyam olmadığından yazın başında liste yapıp onları almaya başlamıştım.


Çoğu bitti ama hala birkaç eksiğim mevcut tabi. Onları da yakın zamanda alırım diye düşünüyorum. 


Blog 

Burası ile ilgili çok düşüncelerim vardı. Yeni tema ayarlayacaktım çok daha fazla yazı yazacaktım... Yeni temayı bir arkadaşım sağolsun birkaç eksiği olsa bile ayarladık şu an site uzantısı hakkında derin düşünceler içerisindeyim. Yazılara gelince yine az yazdığımı düşünüyorum, buraya daha fazla vakit ayırmam gerektiğini...



Ama yine de her gün yazı yazıp o yazıların sizi sıkması yerine haftada bir eğlenceli yazılar yazmayı tercih ederim.




Benim yazım böyle geçti işte dünyalılar. Kah instagram'da  kah burada. Sizin yazınız nasıl geçti neler yaptınız bu yaz? Yorum bırakırsanız sevinirim. Kendinize iyi bakın!
Merhaba Dünyalılar! Yeni bir yazı dizisi ile karşınızdayım. Aslında mantık bu youtuberların 'Favorilerim' videoları ile aynı. Ama ben size burada daha çok yeni keşfedebileceğiniz şeyler sunmaya çalışacağım. (Umarım başarılı olurum) Hemde ben ne kadar çok şey yapsam da hiçbir şey yapmamış hiçbir şey keşfetmemiş hiçbir şey öğrenmemiş gibi hissetmekten bir nebze olsun kurtulabilirim belki.


Başlıyoruz o zaman. Bayanlar ve baylar karşınızda Ağustos ayının gözdeleri!



Minimalizm

Bunun hakkında çok uzun yazmayacağım çünkü iki aylık bir deneme sürecindeyim şu an. Zaten eğer ki başarılı olursam bunun için yazacak uzun bir yazım var bu yüzden ne desem size yazı hakkında bilgi vermiş olacağım ondan biraz bekleteceğim. 


Kısaca özetlemek olursa zaten minimalizm benim hayatta eşyalara karşı olan felsefemle neredeyse bire bir uyumlu bir şeymiş. Tabi ben birkaç video ve bir belgesele kadar bunu fark etmemiştim. İyi ki de etmişim. Şimdilik bunun hakkında daha fazla konuşmayacağım söyledim ya yazı yakında!


Ilgın Özgan

Kendisi bir youtuber ve aslında bir arkadaşımın tavsiyesi ile keşfettim onu. (WhereisÖzge'ye selamlar) Ama bayağıdır abonelik listemde duruyordu, videolarını hiç izlememiştim. Sonra kafama saksı mı düştü yoksa bir yere mi çarptım emin değilim izlemeye başladım. Bende bir kanalı beğenirsem kanalın içinde illa ki bir dört saat geçirip çoğu videoyu izlemek gibi bir takıntı var. Dört saatim 'Pırrr' diye Ilgın'ın kanalına uçtu.(Pişman değilim)


Hatta minimalist biri olduğumu onun bu videosu sayesinde keşfettim. Ama sadece olay bununla sınırlı değil tabi ki. Ilgın'ı kendime aşırı benzetiyorum nedense. Belki başak burcu olduğundandır (ahahhaha) şaka şaka. Bir videosunda 'Ben barlarla clublara gidip harcayacağım parayı biriktirip yurt dışında farklı kültürün bir tabak yemeğini yiyerek harcamayı tercih eden birisiyim.' demişti. İşte asıl bu cümlesiyle beni kalbimden vurdu. Düşünce tarzlarımız, tercihlerimiz birbirine çok benzediğinden bayıldım ona sanırım. 

Ne kadar onun gibi küçük yaşta yurt dışına tek başıma çıkıp görme şansım olmasa da bir noktadan sonra bunu yapacağıma eminim.



Hazır sevdiğim youtube kanallarından bahsetmişken Rachel and Jun'u es geçmek olmaz. Bu çift tam anlamıyla ben idolüm! Kedilerinden tuttun, Japonya'da yaşamaları, Ilgın ve Sebastian gibi ülke ülke beraber gezmeleri, Jun'un yemek videoları, Rachel'in sohbet videoları... Adamlar resmen hayalimdeki hayatı yaşıyorlar ya. Umarım bende bir gün bu seviyeye ulaşabilirim.


Rachel'in tasarladığı Sakura takımına bayıldım. Ama bilin bakalım ne yok? 




WatchWellCast



Son youtube kanalı. Böyle animasyon videolarına zaten bayılıyordum ben bir de içerikle harika olunca tadından yenmiyor ya.  Hani o konuyu dinlemeye ihtiyacım olmasa bile böyle çizimli animasyonlarını izlemek için baktım bir çoğuna. 



Çilekli Tart

 


Şimdi bir konuda anlaşalım. Ben aman aman bir çilek hayranı değilim. Ama bu tart cidden hayatımda yediğim en güzel beş yiyeceğin içine girer. (Diğer dördü ne diye sormayın inanın bilmiyorum.)

Ben bu tartların minik versiyonlarından (galiba tartolet deniyor) yemiştim ve onlara ayılıp bayılıyordum. Daha sonra bunun büyük versiyonunu gördüm ve dedim ki 'Aga ben bunu doğum günümde alacağım ve oturup yiyeceğim.' (Adana'da olanlar için Pak Fırından aldım ve fiyatı 40 tl) Evet kendi kendime doğum günü hediyem tart oldu ve pişman değilim.

Altı kişilik yuvarlak pasta büyüklüğündeydi. Ve hepsini on iki saat içinde yedim. Hala yaşıyorum. Şükür bugünde ölmedim.


Bellarom Kahve


Üçü bir aradalar, neskafe goldlar hiçbiri bende işe yaramıyor artık. O kadar çok kahve içtim ki artık kafein vücudumu ayakta da tutmuyor fakat içmediğim zaman gün boyu baş ağrısı ile geziyorum.Bu kahvenin tek içimliklerinden getirmişlerdi bize iki sene önce yurt dışından. Ve inanın bir bardak ile dört saat uyusam bile  çok enerjik geziyordum. Süt katılmıyor diye biliyorum daha doğrusu ben öyle içiyorum sadece kahve ve şeker. Ama kahve ne kadar yumuşak içimli olsa da özellikle biraz açsanız midenizi ağrıtabiliyor. Bu sene gene aklıma gelmişti kahve gelmeden üç gün önce falan. İnternette durmadan kahvenin markasını arıyordum.  Epey bakındım ama Türkiye'de yok sanırım.

Bunun (ve beş paket kahve daha geldi) geldiği günden önceki gün benim kahvem bitmişti ben evde hayıflanıyordum. 'Keşke biri  kahve getirse bana diye.' Ertesi gün beş paket kahve ta daaa. Ya neden benim bütün dilek haklarım yemeğe gidiyor ya.


Dilek hakkı derken de hani bazen içinizden bir şey geçer de oluverir ya. O zamanlardan bahsediyorum. Ki bu her zaman olmuyor tabi. Ama ne zaman olsa ya bir yemek... Aaa gerçi ben sürekli yemek düşünüyor da olabilirim bilemedim şimdi bak.

Noktalı Defter




Özellikle bullet journal ile uğraşanlar için noktalı defter vazgeçilmez. Fakat benim gibi babanız zırnık koklatmıyorsa ve Türkiye'de yaşıyorsanız epey zor bulmanız. Özellikleiki marka var çok kaliteli ve pahalı defterleri olan fakat dedim ya. Çok pahalı. Türkiye'de bu hobi ile uğraşanlar artınca hemen el atmışlar ve bir noktalı defter çıkarmışlar. Ben bunu iki ay önce Instagram'da görmüştüm. Ama almamıştım Bana Instagram'da tanıştığım bir arkadaşım doğum günü hediyesi olarak göndermiş. Aylar önce konuştuğumuz bir konuyu hatırlayıp bir de bana hediye etmesi...  Neyse bunun üstünde çok durmayacağım yakın bir zamanda Instagram'da bir yazı yazıp ona teşekkür etmek istiyorum çünkü.




'Yahu sen neden almadın peki?' derseniz şu yüzden. Bana çok pahalı geldi. N11.com'da satışta bu ürün ve o fiyata bu defter... Aynen arkadaşıma da bunu demiştim. (ahahha) O yüzden almadığımdan haberi vardı yani. Ayy sonuçta üçüncü bullet journal defterim belli oldu.

Meraklısına tık.


Pazartesi Sendromu



 Evet bu da bir defter ve bu da doğum günü hediyesi. (bakmayın öyle doğum günümde aldığım iki hediye var zaten aha tartı da sayıyorsanız üç) Ama bu defterin ismi kesinlikle pazartesi sendromu olmalı. Cidden hayatımda gördüğüm en ilginç defter ve ne hakkında kullanacağım hakkında en ufak bir fikrim yok. Ama gerçekten ba-yıl-dım. Hele içine koyduğu o zarif not yok mu. Gözlerim dolu dolu oldu.




Hani güzel insanlar var ya? Onlar varlar! Evet çevremizde yoklar belki ama varlar. Ve kader elbet bizim o güzel insanlarla hayatımızı kesiştirecek.


Evet Ağustos ayının gözdeleri bu kadardı. Yeni yazı dizisi hoşunuza gitti mi, aranızda ilginiz çeken şeyler oldu mu lütfen yorum yazmayı unutmayın. Ve eğer kanalıma abone değilseniz...

Şaka yapıyorum be. Kendinize iyi bakın dünyalılar!